NE ARAMIŞTINIZ?

th ne demek Türkçe anlamı

İçerik Listesi Menü Listesi İçerik Listesi

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z
Aranan Kelime: th
Bulunan Sonuç: 285

th

sonek inci (sıra sayılarını teşkil eden ek: tenth, twentieth).

th

(kıs.) Thursday.

th

sonek Iık, lik (sıfattan isim yapan takı: warmth).

thai

(i.) Tayland halkı; Tay dili.

thailand

(i.) Tayland.

thalamus

(i.) (çoğ. mi) (anat.) göz sinirinin beyindeki başı, talamus; (bot.) talam, çiçek tablası.

thalassic

(s.) denizel; okyanusa ait.

thalidomide

(i.), tic mark thalidomide

thallium

(i.) talyum.

thallophyte

(i.), (bot.) tallıbitki.

thallus

(i.) (çoğ. li, luses) (bot.) tal.

thames

(i.) Thames nehri.

than

bağlaç dan, e göre (karşılaştırmada kullanılır); hariç, başka. easier said than done söylemesi yapmaktan daha kolay. He could hardly have behaved otherwise than he did. Başka türlü davranamazdı. more than one birden çok. no other than you senden başka hiç kimse. We had no sooner left the house than the phone began ringing. Evden çıkar çıkmaz telefon çalmaya başladı.

thanage

(i.), (İng.) (tar.) baron veya asılzadenin bölgesi, baronluk.

thanato

onek öIüm. thanatophobia öIüm fobisi.

thanatopsis

(i.) öIüm üzerine düşünceler.

thane

(i.), (İng.) (tar.) krala refakat veya hizmet eden asılzade; İskoçya'da baron unvanı ile kral hizmetine giren kabile reisi.

thank

(f.) teşekkür etmek; mesul tutmak. Thank goodness, Thank God Allaha şükür. Çok şükür. Hamdolsun. Thank you. Teşekkür ederim. He has only his forgetfulness to thank for the loss. Kaybının sebebi kendi unutkanlığı. I'll thank you to mind your own business. Kendi işinle ilgilen.

thankful

(s.) müteşekkir, minnettar, memnun. thankfully (s.) minnetle, şükranla. thankfulness (i.) minnet, şükran.

thankless

(s.) şükran bilmez, iyilikten anlamaz, nankör; şükrana değmez; kıymeti bilinmemiş; boşuna, neticesiz, faydasız. thanklessly (z.) minnettarlık göstermeyerek, nankörce. thanklessness (i.) nankörlük.

thanks

(i.), (çoğ.) teşekkür, teşekkürler. thanks to sayesinde. heartfelt thanks içten teşekkürler. That's no thanks to me. Bir şey yapmadım.

thanksgiving

(i.) teşekkür, minnet; şükran duası, şükür; alenen Allaha şükretme; (bh) Amerika'da şükran günü, hindi bayramı.

thankworthy

(s.) teşekküre lâyık.

thankyoumaam

(i.) yol üzerinde tümsek.

thasos

(i.) Taşoz adası.

that

bağlaç ki, diye. in that mademki. O that... Keşke...

that

(zam.), (s.), (z.) (çoğ. those) o, şu; (s.) o, adı geçen, mezkür; (z.) öyle, o kadar that is, that is to say yani. That's that. İşte o kadar. Başka söz istemez. that way ondan dolayı; o durum: Mary and John are that way about each other. Mary ile John birbirlerine abayı yakmışlar. all that o kadar. at that artık, bu durumda. for all that buna rağmen. so that ki, diye.

thatch

(i.), (f.) dam örtüsü olarak kullanılan saz veya saman; yaprakları dam örtüsü olarak kullanılan birkaç çeşit hurma ağacı; (f.) saz veya yapraklarla dam kaplamak. thatching (i.) damı sazla kaplama; bu iş için kullanılan malzeme.

thaumaturge

(i.) mucize yaratan kimse; sihirbaz, büyücü. thaumatur' gic(al) (s.) mucize yaratan; büyüye ait. thaumatur'gics (i.) mucizeli işler; el çabukluğu, hokkabazlık. thaumaturgy (i.) mucize kabilinden işler; sihirbazlık.

thaw

(f.), (i.) erimek, buzları çözülmek: erime derecesine gelmek (hava); Isınmak, samimileşmek; eritmek; (i.) erime, çözülme; havanın buzları eritecek derecede ısınması; samimileşme; ısınma.

the

(eski ye) (s.), (z.) bir, o (tarif edatı, harfi tarif, belirtme sıfatı); (z.) ne kadar, o kadar (mukayese sıfatlarından evvel). The more I see him the better I like him. Onu her gördüğümde daha çok seviyorum.

theanthropic

(s.) hem Allaha hem insana ait, hem ilahi hem insani.

thearchy

(i) Allahın veya bir ilahın saltanatı; ilâhlar grubu.

theater

(İng.) tre (i.) tiyatro; tiyatro binası; amfiteatr, amfi; olay yeri, alan, meydan, sahne.

theatergoer

(i.) tiyatro meraklısı.

theaterintheround

(i.) ortası arena şeklindeki tribünlü tiyatro.

theatrical

(s.), (i.) tiyatroya ait, temsili, gösteriş kabilinden, yapmacık, sahte; (i.), (çoğ.) amatörler tarafından oynanılan piyesler. theatrical makeup sahne makyajı. theatricalism (i.) gösteriş için fazla heyecanlı davranma. theatrically (z.) sahnede imiş gibi.

theatrics

(i.) piyesi sahneye koyma; dramatik etki yapma sanatı; sahte heyecan gösterisi.

theca

(i.) (çoğ. cae) (biyol.), (bot.) kılıf, mahfaza.

thedansant

(çoğ. thes dansants) (Fr.) danslı çay.

thee

(zam.), eski (thou zamirinin i hali) seni, sana; sen.

theft

(i.) hırsızlık, çalma. petty theft adi hırsızlık.

thein , theine

(i.) tein, kafein.

their

(zam.) onların.

theirs

(zam.) onlarınki. of theirs onların, onlara ait.

theism

(i.) Allaha veya ilahlara itikat; Allaha inanma; tektanrıcılık. theist (s.), (i.) Allaha inanan, tektanrıcı (kimse). theis'tic(al) (s.) Allaha iman kabilinden.

theism

(i.), (tıb.) çay iptilasından hasıl olan hastalık.

them

(zam.) onları, onlara.

thematic

(s.) bir konuya ait; (dilb.) köke ait; (müz.) esas makama ait.

theme

(i.) mevzu, konu, madde, tem, tema; öğrenciye verilen yazı ödevi; (dilb.) kök, gövde; (müz.) tema; (tar.) Bizans imparatorluğunda idari bölge. theme song bir dans orkestrasının kendisini belirtmek için kullandığı müzik parçası.

themselves

(zam.) kendileri, kendilerini, kendilerine, kendilerinde.

then

(z.), (s.), (i.) o zaman, o vakit; ondan sonra, derken; başka zaman, sonra; ayrıca; şu halde, öyle ise; netice olarak; bunun için; (s.) o zaman vaki olan; (i.) o zaman. then and there hemen, derhal. And if the bed should catch fire, what then? Yatak ateş alsa, ne olur sonra? and then some küsur. by then o zamana kadar. now and then bazen, ara sıra, arada bir. since then o zamandan beri. the then president o zamanın başkanı.

thenar

(i.), (anat.) avuç, aya; ayanın başparmak hizasındaki kabartısı, tenar.

thence

(z.) oradan, o yerden; o vakitten; o sebepten. thenceforth', thencefor' ward (z.) o vakitten beri.

theo

önek Allah, ilah.

theocentric

(s.) Allahı her şeyin merkezi olarak tanıyan.

theocracy

(i.) teokrasi, dincierki; Allah namına papazlar idaresi; böyle idare olunan memleket. the'ocrat (i.) böyle bir idarenin reisi; Allahın verdiği şeriata göre işleri idare eden kimse. theocrat'ic(al) (s.) teokratik.

theodicy

(i.) en yüksek iyiliğin meydana gelebilmesi için fenalığın gerekli olduğunu iddia ederek Allahın tedbirlerini haklı çıkaran felsefe.

theodolite

(i.) teodolit, yatay ve düzey açılan öIçmeye mahsus yer ölçümü aleti.

theogony

(i.) ilahların soylarını yazan kitap.

theol

(kıs.) theological, theology.

theologian

(i.) ilahiyat alimi, ilahiyatçı.

theologic , ical

(s.) ilahiyata ait. theologically (z.) ilahiyat bakımından, tanrıbilimle ilgili olarak.

theology

(i.) ilahiyat, tanrıbilim, teoloji. theologist (i.) ilahiyat alimi, ilahiyatçı. theologize, (İng.) gise (f.) tanrıbilime uydurmak, tanrıbilimsel kuramlar meydana getirmek.

theomachy

(i.) ilahlar arasında veya ilahlara karşı savaş.

theopathy

(i.) vecit hali, kendinden geçme, dalınç, mistik coşkunluk. theopathet'ic, theopath'ic (s.) vecit halinde olan.

theophany

(i.) Allahın veya bir ilâhın tecellisi veya görünmesi.

theorbo

(i.), (müz.) eskiden kullanılan ve uda benzer çifte saplı çalgı.

theorem

(i.) teorem, dava. theoremat'ic (s.) teorem kabilinden.

theoretic, ical

(s.) nazariyeye ait, nazari, kuramsal. theoretically (z.) kuramsal olarak. theoretics (i.) bir ilmin nazari kısmı, nazariyat.

theorist

(i.) nazariyeci, kuramcı.

theorize , (ıng.) rise

(f.) teori kurmak, nazariye yürütmek. theoriza'tion (i.) teori yapma. theorizer (i.) nazariye yürüten kimse.

theory

(i.) nazariye, teori, kuram.

theosophy

(i.) teosofi, bireyle Allah veya melekler arasında doğrudan bağlantı kurmayı amaçlayan dini sistem; Budist ve Brahman sistemine benzer yeni bir din ve felsefe sistemi. theosophist (i.) bu felsefe taraftarı. theosoph'ical (s.) bu felsefeye dayanan.

therapeutic, ical

(s.) tedavi edici, şifa verici. therapeutics (i.) terapi ilmi.

therapy

(i.) tedavi, terapi.

there

(z.), (i.), ünlem orada; oraya; o noktada, o derecede; o hususta; (i.) o yer; ünlem İşte ! Alsana ! Gördün mü? (Bu kelime be fiilinden önce gelince varlık belirtir ve özne fiilden sonra gelir: There is still time. Vakit var daha. There is a burglar down tairs. Aşağıda hırsız var.There is no reason. Sebep yok. Is there anybody at home? Evde kimse var mı?). There, there, don't cry. Haydi, haydi, ağlama. There you are ! Demedim mi ! Buyurun ! all there (k.dili) uyanık, çevik. Are you there? Orada mısınız ? have been there haberdar. in there mücadele halinde. not all there (k.dili) kaçık. So there ! işte o kadar ! You have me there. işte bunu bilmem. You there, pay attention. Hey, önüne bak, dikkat et.

thereabout , thereabouts

(z.) o civarda, oralarda, o sularda. there or thereabouts orada veya o civarda.

thereafter

(z.) sonra; ondan sonra.

thereat

(z.) orada; o sebepten; o zaman.

thereby

(z.) onunla, o münasebetle, o suretle, ona uyarak.

therefor

(z.) onun için, ona.

therefore

(z.), bağlaç bu yüzden, bundan dolayı, onun için.

therefrom

(z.) ondan, oradan.

therein

(z.) o zaman içinde, orada, onda, o hususta.

thereinafter

(z.) takip eden kısımda.

thereinto

(z.) onun içine.

thereof

(z.) ondan; bu sebepten, bundan dolayı.

thereon

(z.) onun üzerine.

thereto

(z.) ona, o yere, o şeye; ilâveten.

theretofore

(z.) o vakte kadar, o zamandan evvel.

thereunder

(z.) onun altına, onun altında.

thereupon

(z.) onun üzerine, onun üzerinde; hemen, derhal.

therewith

(z.) onunla; aynı zamanda.

therewithal

(z.) bununla beraber, aynı zamanda.

theriac, theriaca

(i.), eski, (tıb.) panzehir, tiryak, hayvan ısırmasına karşı ilâç; macun, şeker pekmezi. theri'acal (s.) panzehir kabilinden.

therianthropic

(s.) kısmen hayvan ve kısmen insan şeklinde olan; böyle ilâhları olan dinlere ait. therian'thro pism (i.) insan ve hayvan karışımı şekillerle belirme.

therm

(i.) (bir ısı birimi) 100.000 BTU; kalori.

thermae

(i.), (çoğ.) ıIıcalar, kaplıcalar.

thermal

(s.), (i.) sıcağa ait; termal, kapIıca kabilinden; (i.) yükselen sıcak hava kitlesi. thermal radiation ısı ışınları. thermal spring kaplıca, ılıca.

thermidor

(i.) ilk Fransız Cumhuriyet takvimine göre on birinci ay (19 temmuz - 17 ağustos).

thermion

(i.) ısı ışınları saçan bir cismin yaydığı iyon, termiyon. thermion'ic (s.) bu iyonlara ait, termiyonik. thermionic current bu iyonların yayılmasından hasıl olan elektrik akımı, termiyon akımı.

thermite

i. kaynakçılıkta kullanılan alüminyum ile demir oksit karışımı, termit.

thermo-

(önek) ısı

thermochemistry

i. termokimya.

thermocouple

i. (ısıyla işleyen) sıcaklık pili.

thermodynamics

i., çoğ. termodinamik.

thermoelectricity

i. termoelektrik, ısı elektriği.

thermometer

i. termometre, sıcak ölçer.

thermometric , -rical

s. termometreye ait. thermometrically z. termometre ile, termometreye göre.

thermonuclear

s. termonükleer.

thermopile

i. termopil.

thermoplastic

s., i. ısı ile yumuşayan (madde).

thermoscope

i. ısı değişikliklerini gösteren alet.

thermosetting

s. ısı ile sertleşen.

thermosphere

i. ısıküre.

thermostat

i. termostat.

thermostatics

i. sıcaklığı bir düzeyde tutma ilmi.

thermotherapy

i., tıb. ısıyla tedavi.

theroid

s. hayvana benzer.

thersitical

s. yüksek sesli ve küfürlü.

thesaurus

i. (çoğ. -ri) kavramlar dizini; hazine, ambar.

these

s., zam. (tek. this) bunlar.

thesis

i. (çoğ. theses) sav, dava, kaziye, iddia, önerme; tez, inceleme, araştırma; man tez, sav; müz., (şiir) mısraın vurgulu kısmı.

thespian

s., i. drama ait, tiyatroya ait; i. aktör, aktris, oyuncu.

thessalonike

i. Selanik.

thessaly

i. Tesalya.

theta

i. Yunan alfabesinin sekizinci harfi; mat. degeri bilinmeyen bir açı işareti.

theurgy

i. mucize; sihir, büyü; büyücülük. theur'gic s. büyücülük kabilinden.

thew

i. adale, kas; çoğ. adali kuvvet, kuvvet

they

zam. onlar .They say it's going to rain Yağacak diyorlar.

thick

s., i., z. kalın; kalınlığındaki; sık, çok; koyu; kesif; ahmak, kalın kafalı; dil tutulur gibi telaffuz olunan, anlaşılmaz; boğuk, kısık; k.dili. sıkı, samimi; ing., k.dili. aşırı; i. kalınlık; bir şeyin en yoğun yeri veya zamanı; z. kalınca; sık; koyu bir halde. thick as thieves aralarından su sızmaz. Blows came thick and fast Yumruklar birbiri ardı sıra indi. He felt it was a bit thick to be fired Haksız yere kovulduğunu düşündü. in the thick of the fight mücadelenin en şiddetli yerinde. lay it on thick k.dili. abartmak, mübalâğa etmek; dalkavukluk etmek. through thick and thin her güçlüğe katlanarak, yılmadan. thick'ish s. kalınca, koyuca . thick'ly z. kalın olarak. thick'ness i. kalınlık; sıklık.

thicken

f. kalınlaştırmak, koyulaştırmak; bulandırmak; sıklaştırmak; şiddet lendirmek; kalınlaşmak, koyulaşmak; bu lanıklaşmak; sıklaşmak; çoğalmak; yoğunlaşmak; yoğunlaştırmak. thickening i. kalınlaştırma, kalınlaşma; koyulaştuma, koyulaşma; koyulaştırıcı şey; kalınlaşmış yer veya kısım.

thicket

i. sık çalılık veya ağaçlık.

thickheaded

s. kalın kafalı.

thickset

s. tıknaz; sık dikilmiş (bitkiler).

thickskinned

s. vurdumduymaz, duygusuz, yüzü pek.

thief

i. (çoğ. thieves) hırsız.

thieve

f. hırsızlık etmek, çalmak. thiev'ery i. hırsızlık.

thievish

s. hırsızlığa alışmış; hırsız gibi, hırsızlık kabilinden. thievishly z. hırsızca. thievishness i. hırsızlık alışkanlığı.

thigh

i. uyluk, but. thigh'bone i. uyluk kemiği, kalça kemiği.

thill

i. araba oku.

thimble

i. yüksük, dikiş yüksüğü; mak. yüksük şeklinde boru parçası; den. radansa. thimbleful i. yüksük kadar (miktar), az şey.

thimbleberry

i. bir çeşit ağaç çileği, bot. Rubus odoratus.

thimblerig

i. bir nohut ve üç yüksükle yapılan üçkâğıtçılık.

thin

f. (-ned, -ning) inceltmek, incelmek; seyrekleştirmek, seyrelmek; zayıflatmak, zayıflamak.

thin

s. (-ner, -nest) ince; seyrek; hafif, sulu; soluk, cansız; zayıf; cılız, çelimsiz, kuvvetsiz; eksik, yetersiz. disappear into thin air yok olmak; toz olmak. out of thin air hiç yoktan, havadan. My patience has worn thin. Sabrım tükendi. His anger was thinly disguised Kızgınlığını açığa vuruyordu. thin'ly z. seyrekçe, zayıf olarak. thin'ness i. incelik; zayıflık.

thine

zam., (eski) senin, seninki.

thing

i. şey, nesne; mevcudiyet; cansız şey veya madde; mahluk; çoğ. pılı pırtı, eşya; çoğ. giyecekler. do one's thing (argo) kendi istediğini yapmak. first thing hemen, derhal. make a good thing of k.dili. istifade etmek, kar etmek. see things hulyalan olmak. sure thing güvenilecek şey; tabii. the thing moda, önemli şey veya fikir. He knows a thing or two Bir iki şey biliyor. Well, of all things! Hoppalaa! They call their government, of all things, a democracy! Devlet idarelerine her şeye rağmen demokrasi diyorlar !

thingumabob, thingumajig

i., k.dili. şey, zımbırtı, zırıltı.

think

f. (thought, leh. thunk) düşünmek, tefekkür etmek, mütalaa etmek; düşünüp taşınmak, ölçünmek, teemmül etmek; zannetmek, sanmak; kurmak, niyet etmek, tasarlamak; tasavvur etmek, farz etmek; hatırlamak, hatıra getirmek; addetmek; bir fikirde olmak. think aloud düşündüğünü söylemek. think better of fikrini değiştirmek, vaz geçmek; daha iyi saymak, hakkındaki kanaati düzelmek. think fit (proper, right) uygun görmek. think much of çok sevmek. think nothing of önem vermemek; kolay görmek. think of hatırlamak; düşünmek, hayal etmek; saymak. think out düşünüp çıkarmak, düşünüp netice çıkarmak. think over bir şey üzerinde düşünmek. think the world of çok değer vermek; çok sevmek. think through düşünüp netice çıkarmak. think twice iyi düşünmek. think up düşünüp bulmak. To think that man should go to the moon! insanoğlunun aya gideceği kimin aklına gelirdi? Well, think of that! Hayret! Kimin aklına gelirdi? What am I thinking of? Ne kafa! Ne aptallık! While I'm thinking of it Aklımdayken. think'able s. düşünülebilir, akla gelebilen. think'ing s., i. düşünen; i. düşünme; fikir.

thinker

i. düşünen kimse, mütefekkir.

thinktank

i. beyin takımı, uzman danışmanlar grubu.

thinner

i. inceltici şey veya kimse; tiner

thinskinned

s. hassas, yufka yürekli, duygulu, ince hisli.

thio-

(önek), kim. kükürtlü.

third

s., i., z. üçüncü; i. üçte bir; müz. üçlü; çoğ., huk. dul kadına kocasından kalan üçte bir miras, mak. üçüncü vites; z. üçüncü olarak. third class üçüncü sınıf; üçüncü mevki; adi, aşağılık. third class mail (A.B.D.) postada açık gönderilen matbua. third degree k.dili. karakolda sorgu sırasında yapılan işkence. third party huk. üçüncü şahıs. third person gram. üçüncü şahıs. third'ly z. üçüncü olarak.

thirdrate

s. üçüncü sınıf adi.Third World süper devletlerle siyasal ilişkisi gelişmemiş ülkeler, üçüncü Dünya.

thirst

i., f. susuzluk; iştiyak, teşnelik; f. susamak, susuz olmak, susuzluk çekmek; hasret çekmek, özlemek.

thirsty

s. susuz, susamış, teşne; kurak; çok istekli. thirstily i. kana kana, iştiyakla. thirstiness i. susuzluk.

thirteen

s., i. on üç; i. on üç sayısı. thirteenth s., i. on üçüncü; i. on üçte bir.

thirty

s., i. otuz; i. otuz rakamı, XXX. thirtieth s., i. otuzuncu; i. otuzda bir.

this

zam. (çoğ. these)., s., z. bu, şu; z. bu kadar, böyle. this and that ıvır zıvır; abur cubur. this'away z., leh. böyle, şöyle. It was like this. Böyleydi şöyle oldu. It was Susan this and Susan that Suzan aşağı, Suzan yukarı.

thistle

i devedikeni, bot. Cirsium; kenger, bot. Cynara cardunculus. blessed thistle kolgan, peygamber dikeni, bot. Carduus benedictus. globe thistle kirpidikeni. milk thistle boğa dikeni, bot. Silybum marianum. sow thistle eşek marulu, bot. Sonchus oleraceus. Spanish thistle kolgan, bot. Carduus acarna. spotted golden thistle, yellow thistle sarı diken, bot. Scolymus maculatus. thistledown i. diken pamuğu. thistly s. dikenli.

thither

z. oraya; o yöne. thitherto z. o zamana kadar. thither ward z. oraya doğru, o yönde.

tho

bak. though.

thole tholepin

i. kürek ıskarmozu.

thomism

i. Thomas Aquinas ve taraftarlarının dogmatik felsefesi. Thomist s. bu felsefeye ait.

thong

i., f. sırım, ince kösele şerit; f. sırımla bağlamak; sırım takmak.

thor

i. (eski) iskandinavyalıların yıldırım ve savaş tanrısı.

thorax

I., anat. göğüs, toraks; zool. toraks. thoracic s. göüste olan, göğüse ait.

thorium

içtoryum

thorn

içdiken; üzüntü cefa; dikeni çok bitki; (eski) İngilizce'de th sesini gösteren harfin adıö thorn apple alıç bot. Crataegus azarolus; tatula, bot. Daturastra monium. thorn in the flesh baş belâsı. thorn'y s. dikenli; belâlı, cefalı sıkıntılı.

thornback

i. vatoz, kedibalığı, zool. Raia clavata.

thorough

s. tam, mükemmel; çok dikkatli; baştan başa. thoroughly z. tamamen, adamakıllı. thoroughness i. kusursuzluk; dikkatlilik.

thoroughbred

s., i. saf kan; soylu; tam; i. saf kan hayvan; b.h. bir cins at; k.dili. kültürlü kimse .

thoroughfare

i. cadde, yol, geçit. No thoroughfare Yol yok.

thoroughgoing

s. tam, daniska; çok dikkatli.

thoroughpaced

s. her çeşit yuruyüşe alışkın (at); her şeye gelir, tam, mükemmel.

those

bak. that.

thou

zam., (eski) (-in hali thy, thine: -i hali thee: çoğ. ye, your, yours, you) sen.

though ,tho

(bağlaç), z. her ne kadar ise de, velev, gerçi; yine olsa da; z. bununla beraber, olduğu halde. as though sanki, güya, -miş gibi.

thought

i. düşünce, fikir, tasavvur, mütalaa; düşünme düşünüp taşınma; endişe; görüş, kanaat; düşünme kuvveti; ümit; nad. bir parça. a happy thought mutluluk veren düşünce. on second thought daha iyi düşününce .take thought düşünmek, tartmak.

thoughtful

s. düşünceli; dikkatli; başkasını düşünür, saygılı, nazik. thought fully z. düşünceye dalarak; nazikçe, incelikle. thoughtfulness i. düşüncelilik; nezaket.

thoughtless

s. düşüncesiz, saygısız, dikkatsiz, pervasız; ahmak, avanak. thoughtiessly z. düşüncesizce. thoughtlessness i. düşüncesizlik.

thoughtout

s. düşünüp taşınılmış, tasarlanmış.

thousand

s., i. bin; i. bin rakamı; çok büyük sayı. thousandfold i., s. bin kat, bin misli. thousandth s. bininci; binde bir.

thrace , thracia

i. Trakya. Thracian i., s. Trak; Trakyalı; s. Trakya'ya özgü.

thrall

i. esir, köle; kölelik, esaret. thrall'dom i. esaret, kölelik.

thrash

f. dövmek, dayak atmak; kamçılamak, kırbaçlamak; harman dövmek; den. fırtınalı rüzgârda denize karşı seyretmek. thrash out tartışarak halletmek. thrash over tekrar tekrar tartışmak.

thrasher

i. harman döven kimse; harman dövme makinası.

thrasher

i. ardıçkuşuna benzeyen ve Amerika'ya özgü bir tur ötücü kuş.

thrashing

i. dayak; mağlubiyet. thrashingfloor i. harman yeri. thrashing machine harman dövme makinası .

thrasonical

s. övüngen, büyüklük taslayan.

thread

i., f. iplik, tire; tel, lif; ince çizgi; yiv; sıra, silsile; düşünüş tarzı; f. iplik geçirmek; ipliğe dizmek; yol bulup geçmek; mak. vidaya yiv açmak, diş kesmek; kaşıktan iplik gibi akmak (kaynamış şurup). thread of life hayat bağı. His life hangs by a thread. Hayatı pamuk ipliğine bağlı. the thread of the argument fikir silsilesi. thread'y s. iplik gibi; tel tel.

threadbare

s. havı dökülmüş, yıpranmış, pek eski; adi.

threadfin

i. berberbalığı, zool. Serranus anthias.

threadworm

i. bağırsak solucanı, askarit.

threat

i. tehdit, korkutma, gözdağı; tehlike.

threaten

f. tehdit etmek, gözdağı vermek, korkutmak, korku vermek; kötü bir şeye alâmet olmak; yıldırmak. It is threatening snow. Kar yağacağa benziyor. threateningly z. tehdit ederek.

three

s., i. üç; i. üç rakamı. threecolor process üç renkli resim basma usulü. threepoint landing hav. başarılı bir iniş; başarılı sonuç. threering circus üç sahneli sirk; şaşırtıcı durum. three R's okuma, yazma ve matematik dersleri. rule of three basit orantı.

three-d,

s. üç boyutlu

three-dimensional

s. üç boyutlu.

threecornered

s. üç köşeli.

threedecker

i., den. üç güvertesinde topu olan zırhlı gemi; üç katlı bina; üç katlı sandviç.

threepence

i., İng. üç peni.

threephase

s., elek. trifaz.

threeply

s. üç katmerli.

threescore

s., i. altmış.

threesome

i., s. üç1ü.

threeway

s. üç yollu; üç kola ayrılan.

thremmatology

i., biyol. ehli hayvan veya fidan üretme ilmi.

threnody , threnode

i. mersiye, ağıt.

thresh

f. harman dövmek. thresh'ing floor harman yeri. thresh'er i. harman dövme makinası; sapanbalığı, zool. Alopias vulpes.

threshold

i. kapı eşiği, eşik; girecek yer; başlangıç; psik. şuur eşiği.

threw

bak. throw.

thrice

z. üç kere, üç defa; tekrar tekrar.

thrift

i. idare, tasarruf, tutum, ekonomi; gürlük, kuvvetli büyüme (bitki), verimlilik; kuduzotu, deliotu, bot. Armeria.

thriftless

s. idaresiz, tutumsuz, müsrif. thriftlessly z. tutumsuzca. thriftlessness i. tutumsuzluk.

thrifty

s. idareli, tutumlu; verimli, gür, kuvvetli büyüyen. thriftily z. idareyle. thriftiness i. idarelilik.

thrill

f., i. heyecan vermek, heyecanlandırmak, tesir etmek; müteessir olmak; heyecan veya teessürle titremek; i. heyecan, halecan; lerze, titreme; tıb. titreşim. thrill'ingly z. heyecanla.

thriller

i., k.dili heyecanlı piyes veya kitap.

thrips

i. fidanları yiyen ufak böcek, ekin biti, zool. Thysanoptera.

thrive

f. (-d, -d; veya throve, thriven) işi iyi gitmek, muvaffak olmak; kuvvet bularak büyümek; zenginleşmek, refah bulmak; mamur olmak, bayındır olmak. thriv'ingly z. başanyla.

thro

bak. through.

throat

i. boğaz, gırtlak; dar geçit. cut one's own throat k.dili kendi kendine zarar vermek, bindiği dalı kesmek. have a lump in one's throat boğazı tıkanmak; yüreğinin yağı erimek. have a sore throat boğazı ağrımak. jump down one's throat k.dili boğazına sarılmak; haşlamak. ram something down one's throat k.dili zorla kabul ettirmek, birinin gırtlağına basmak. stick in one's throat söylenmesi güç olmak, dili varmamak. throat'y s. gırtlaktan çıkan (ses).

throb

f. (-bed, -bing) i. vurmak, çarpmak, atmak (nabız, kalp); zonklamak; titreşmek; i. nabız vurması, kalp çarpması; çarpıntı; titreşme. throb'bingly z. titreşerek; zonklayarak.

throe

i. şiddetli ağrı, sancı; elem, dert, sızı, Istırap; çoğ. doğum veya ölüm sancısı; çoğ. çabalama. be in the throes of death can çekişmek.

thrombosis

i., tıb. damarda veya kalpte kanın pıhtılaşması, tromboz.

thrombus

i. (çoğ. -bi) tıb. kan damarını tıkayan pıhtı.

throne

i., f. taht; hâkimiyet, saltanat; tahtta oturan kimse, kral, hükümdar; (argo) alafranga tuvalette oturacak yer; f. tahta çıkmak, culus etmek. throng i., f. kalabalık, izdiham, yığılışma; f. toplanmak, üşüşmek, kalabalık etmek.

throstle

i. güzel sesli ardıçkuşu, zool. Turdus ericetorum.

throttle

i., f. kısma valfi, kelebek; f. boğmak, boğazını sıkmak; bastırmak; mak. kısmak. throttle valve istim kısma valfı; oto. kelebek.

through , thro, thru

(edat), z., s. içinden, bir yandan öbür yana, bir başından öbür başına; başından sonuna kadar; vasıtası ile; -den, -den geçerek; her bir taraffından, her tarafına; her yerine, her yerinde; -den dolayı; yüzünden; sayesinde; z. yandan yana; baştan başa; başından sonuna kadar; sonuna kadar; tamamen; s. engelsiz (yol), sonuna kadar giden; aktarmasız (tren), ekspres. through and through baştan başa, bütün bütün, tamamen. through passage, through ticket yolculuğun sonuna kadar geçen bilet. through retort mad her iki ucu açılan imbik. all through the night. bütün gece boyunca. be through with bitirmiş olmak; alâkayı tamamen kesmiş olmak. carry through başarmak. fall through boşa gitmek, muvaffak olmamak. get through bitirmek; atlatmak; geçirmek go. through gözden geçirmek; dibine darı ekmek; dayanmak, sürmek, geçmek; olmak. go through with yapmak. I am a11 through işimin hepsini bitirdim. He went through a red light Kırmızmşığa rağmen geçti. He is speaking through an interpreter Tercüman vasıtasıyle konuşuyor. He learned English through listening to the radio. İngilizceyi radyo dinleyerek öğrendi. They are related through their grandfather Büyük babaları tarafından akrabadırlar. They kept the window shut through fear of catching cold. Nezle olma korkusuyle pencereyi kapalı tuttular. The examiner put him through his paces. Mumeyyiz onu adamakıllı sıygaya çekti. I've been through hell getting here. Gelene kadar cehennem azabı çektim. He went through his fortune in a year. Bir senede bütün servetini tüketti. We were determined to see it through whatever the cost. Ne pahasına olursa olsun yapmaya kararlıydık. He is through with school. Okulu bıraktı. It was all through him that we got into trouble. Onun yüzünden başımız derde girdi. I got this job through my uncle. Bu işe amcam sayesinde girdim. We tried a11 day to get through on the phone to Ankara. Bütün gün Ankara'ya telefon etmeye uğraştık. It is illegal to send firearms through the mail. Postayla silâh göndermek yasaktır. I'm through with you! İllallah senden!

throughout

(edat), z. baştan başa, her yerinde, her hususta; z. baştan başa.

throughway , thruway

i., A.B.D. hız yolu.

throve

bak. thrive.

throw

f. (threw, thrown) i. atmak, fırlatmak; ipeği büküp ibrişim yapmak; düşürmek; giyivermek, arkaslna alıvermek; (hayvan) yavrulamak; (zar) atmak; mak. kolu çevirerek açmak veya kapamak (makas); (güreşte) yere atmak, düşürmek; (çömlek) şekillendirmek; (argo) (parti) vermek, (ziyafet) çekmek; etkilenmesine sebep olmak; aniden yönünü değiştirmek; oy ver mek; i. atış, atma; tehlikeye atılma; atlı; atım; mak. makas kolunun açılıp kapandığı mesafe. throw a game oyunda şike yapmak. throw a kiss el ile öpücük göndermek. throw a sop to önüne kemik atmak. throw away atmak; vaz geçmek; kaçırmak; ziyan etmek. throw away a line (tiyatro) duyulmayacak bir söz söylemek. throw back ilerlemesini engellemek; atavizme dönmek. throw cold water on ümidini kırmak. throw dust in one's eyes aldatmak, gözünü görmez hale koymak. throw in birbirine geçirmek; ilâve etmek, caba olarak ilâve etmek. throw in one's lot with kaderleri bir olmak. throw in one's teeth meydan okumak, hakaret etmek. throw in the towel (argo) yenilgiyi kabullenmek. throw light on ışık tutmak, aydınlatmak. throw mud at çamur atmak. throw off üstünden atmak; -den kurtulmak; saçmak, yaymak; çabucak yapıvermek; karıştırmak, yanlış yola yöneltmek; tavla oyununda pul almak. throw one,s weight around kuvvetini hissettirmek. throw oneself at one birinin dostluğunu veya teveccühünü kazanmaya çalışmak. throw oneself into tamamen iştirak etmek. throw oneself on güvenmek; za'fından faydalanmak. throw open açmak; bütün engelleri ortadan kaldırmak. throw out dışarı atmak; işinden atmak; laf atmak; ışık yaymak; altüst etmek. throw over vaz geçmek, terketmek; devretmek. throw overboard atmak, başından atmak, terketmek. throw rug ufak halı parçası. throw stones at (a person) (birine) taş atmak, laf atmak. throw the book (argo) en ağır cezaya çarptırmak; paylamak. throw the lock sürgülemek. throw together yapıvermek; bir araya getirmek. throw up yukarı atmak; kusmak; vaz geçmek; acele bina etmek, acele yığmak. throw up a job iSten ayrılmak, işi bırakmak. throw up a window pencere açmak. throw up one's dinner (veya cookies) istifrağ etmek, kusmak. throw up one's hands yenilgiyi kabullenmek, pes etmek. throw up the sponge boksta yenildiğini kabul etmek, pes demek. a stone's throw bir taş atımı. The unannounced quiz threw me. Habersiz yapılan imtihanda çuvalladım. The snake throws its skin. Yılan deri değiştirir. She threw prudence to the wind and married the gypsy. Kısmetini tepti ve çingeneyle evlendi. The spoiled brat threw a tantrum. Haylaz velet öfkeyle tepindi.

throwaway

i. el ilânı. throwaway line (tiyatro) duyulmayacak bir sırada söylenen söz.

throwback

i. atavizm, atacılık; geri atış, daha eski bir safhaya geri atma.

throwster

i. ibrişim büken kimse; zar ile oynayan adam, kumarcı.

thru.

bak. through.

thrum

f. (-med, -ming) i. (çalgı) tıngırdatmak; patırdatmak, el ile patırtı yapmak; monoton bir söylenişle tekrarlamak; i. çalgı tıngırtısı.

thrum

i., f. (-med, -ming) iplik saçağı; bez kesildikten sonra tezgâhta kalan iplik uçları; f. saçak yapmak veya takmak.

thrush

i. ardıçkuşu, zool. Turdus pilaris.

thrush

i., tıb. pamukçuk.

thrust

f. (thrust) i. itmek, dürtmek, zorla kakarak sürmek; süngülemek, saplamak; lafı kesmek; i. dürtme, itme; hamle; bıçak sokma, süngüleme; mim. kemer veya kubbenin duvar üzerine tazyiki; mak. itme kuvveti. thrust at someone kılıçla hamlede bulunmak. thrust away itip defetmek. thrust fault jeol. fayların birbiri üzerine binmesi. thrust forward ilerletmek. thrust of his remarks sözlerinin etkisi. thrust out a hand el uzatmak. thrust through bir yandan sokup öbür yandan çıkarmak, süngülemek. thrust up bir şeyi yukarı sürmek. thrust upon zorlamak, tazyik etmek. a home thrust tam yerine isabet eden vuruş. a shrewd thrust kurnazca bir saldırış.

thruster

i. uzay gemisini yöneten idare roketi.

thud

i., f. (-ded, -ding) ağır düşme sesi; gümbürtü; güm diye ses çıkaran vuruş; f. güm diye ses çıkarmak.

thug

i. katil, şaki, eşkıya; eskiden Hindistan'da adam öldürüp soyarak geçinen bir mezhep. thug'gee i. eşkıyalık. thug'gery i. eşkıyalık, adam öldürme.

thule

i. eski coğrafi bilgilere göre dünyanın en kuzeyinde bulunan meçhul bir yer. Ultima Thule Lat. en uzak kuzey memleketi.

thumb

i., f. başparmak; eldiven baş parmağı; f. kitap yapraklarını başparmakla tuta tuta eskitmek ve kirletmek. thumb a ride otostop yapmak. thumb index sözlük ve fihrist kenarında harflere göre kesilen parmak yeri. thumb mark başparmakla kirlenmiş yer, parmak izi. thumb one's nose nanik yapmak. thumbs down k.dili başparmaklar aşağı (ret işareti). thumbs up k.dili başparmaklar yukarı (kabul işareti). all thumbs k.dili beceriksiz. under the thumb of tesiri altında, elinde.

thumbnail

i., s. başparmak tırnağı; tırnak kadar şey; s. başparmak tırnağı kadar; kısa.

thumbpiece

i. başparmağın dokunacağı veya kullanacağı parça.

thumbprint

i., f. parmak izi; f. parmak izi almak.

thumbscrew

i., f. parmakla döndürülen vida; kelebek başlı cıvata; baş parmağı sıkan eski bir işkence aleti; f. bu aletle işkence yapmak.

thumbstall

i. başparmak mahfazası; yelkenci yüksüğü.

thumbtack

i. raptiye.

thump

f., i. güm güm vurmak; dövmek, muşta vurmak; gümbürdemek, hızlı hızlı çarpmak (yürek); i. muşta vuruşu; ağır düşüş; ağır düşme sesi. thumper i. vurucu. thumping s. vuran; k.dili. iri, kocaman.

thunder

i., f. gök gürlemesi; f. gümbürdemek, gürlemek; ağır söz veya tehdit savurmak; şiddetle söylemek, ateş püskürmek. steal one's thunder başkasının fikrini kendi fikri diye satmak. Who in thunder are you ? Kim oluyorsun sen ?

thunderation

(ünlem) Allah kahretsin.

thunderbolt

i. yıldırım; şaşırtıcı şey; yıldırım gibi hareket eden kimse veya şey.

thunderclap

i. gök gürlemesi.

thundercloud

i. fırtına bulutu; asık surat.

thunderhead

i. fırtınaya alâmet olan bulut yığını.

thundering

s. gürleyen; uğultulu; k.dili. çok büyük, daniska. thunderingly z. gürleyerek.

thunderous

s. gök gürlemesi hasıl eden, gök gürlemesi gibi ses çıkaran. thunderous applause alkış tufanı. thunderously z. gök gürlemesi gibi.

thundershower, thunderstorm

i. şimşekli yıldırımlı fırtına.

thunderstruck

s. yıldırım çarpmış, yıldırım vurmuş; büyük hayrete düşmüş.

thunk

f., leh., bak. think.

thurible

i., kil. buhurdan.

thursday

i. perşembe.

thus

z. böylece, bu suretle, bu veçhile, bunun için, nitekim. thus and so böyle böyle, filan filan. thus far buraya kadar, bu dereceye kadar. thus'ly z. böylece.

thwack

f., i. pat küt vurmak; i. pat küt vurma.

thwart

s., z., i., f. çapraz; i. filika oturaklarından biri, kürekçinin oturduğu tahta; f. karşı gelmek, muhalefet etmek; işini bozmak, engel olmak.

thy

s., (eski) senin.

thyine wood

Fas'a mahsus santarak ağacının güzel kokulu kerestesi.

thylacine

i. keseli kurt, zool. Thylacinus cynocephalus.

thyme

i. kekik. garden thyme kekik, bot. Thymus vulgaris. wild thyme yabani kekik, bot. Thymus serpyllum.

thymus

i., anat. timüs, özden.

thyroid

i., s. tiroid, kalkanbezi; s. kalkansı; anat. kalkansı, tiroid. thyroid cartilage kalkansı kıkırdak. thyroid gland tiroid, kalkanbezi.

thyroidectomy

i. tiroidi çıkarma ameliyatı.

thyrsus

i. (çoğ. -si) Baküs'e tapanların raks ederken taşıdıkları sarmaşıklı değnek; salkım biçiminde çiçek.

thyself

zam., (eski) sen kendin, bizzat kendin.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL