NE ARAMIŞTINIZ?

İngilizce Metinler ve Kısa Hikayeler

İçerikler

İngilizce Metinler ve Hikayeler Okumak Yararlı mıdır?

İngilizce metinler, kısa hikayeler okumak ve bunların üzerinde çalışmalar yapmak özellikle orta seviyede İngilizce bilen kişiler için çok keyifli bir uğraştır. Öğrenim sürecinde, kişilerin kendi seviyelerine uygun İngilizce metinler ve hikayeler üzerinde çalışmalar yapmaları ve bol bol okumaları çok faydalıdır. Örneğin, başlangıç seviyesindeki bir kişi, çocuk hikaye kitaplarıyla çalışmaya başlayabilir. Daha sonra, gençler için yazılan seriler okunabilir. Orta ve üstü seviyede olan kişiler ise, hem sanal ortamda, hem de yazılı formatta metin ve hikayeler okuyabilir ve çeviri çalışmaları yapabilirler. Seviye biraz ilerledikten sonra ise, metin yazma denemeleri yapmak yararlı olur.
 
Hatırlatma: Sayfamızda incelemekte olduğunuz özet bilgiler  Limasollu Naci Öğretim Yayınları’nın   İngilizce eğitim seti  içeriklerinden alınmıştır.


 

Aşağıda çeşitli genel kültür konularından İngilizce metin çalışmaları yapalım.

Aşağıda ilk konumuz olan Fosiller nelerdir? adlı bir çalışmaya başlayalım.

What are fossils? - Fosiller nelerdir? 

Sometimes we find the remains of plants and animals which lived millions of years ago and have since turned to stone. These remains are called fossils. When the animal died, long, long ago, by drowning, for instance, its body sank to the bottom of the water and gradually layers of sand or silt were deposited over it. Over a period of thousands of years, the silt turned to stone and so did the remains of the animal which were preserved in it. In this way the fossils of many animals and plants were formed. These fossils can tell us a great deal about life on earth many millions of years ago. There are even some fossils that we burn in our homes to keep warm. These are, of course, in the form of coal. Millions of years ago, whole forests sank down, were covered and slowly petrified. These ancient-tree-trunks are now coal. Among the coal that is found in coal-mines, there are often numerous animal fossils as well.
 


Kimi zaman biz, milyonlarca yıl önce yaşamış olan bitki ve hayvanların taşa dönüşmüş olan kalıntılarını buluruz. Bu kalıntılara fosil adı verilir. Uzun yıllar önce, örneğin boğularak ölen bir hayvanın cesedi suyun dibine batar ve kum ve çamur yığınları taşa dönüşürken, içinde saklanan hayvan kalıntısı da taşa dönüşür. Bu şekilde birçok hayvan ve bitki fosili meydana gelmiştir. Bu fosiller bize yer yüzünde milyonlarca yıl önceki hayat hakkında çok şey anlatırlar. Hatta evlerimizi ısıtmak için yaktığımız bazı fosiller vardır. Kuşkusuz bunlar kömür şeklindedir. Milyonlarca yıl önce bütün ormanlar yere gömülmüş ve yavaş yavaş taşlaşmışlar. Bu eski ağaç gövdeleri şimdi kömürdür. Kömür madenlerinde bulunan kömürlerin arasında genellikle pek çok hayvan fosilleri de vardır.

 

What Is A Mirage? - Serap Nedir? 

Have you ever looked along a smooth road in hot weather and seen what appears to be a stretch of water where none exists? This is a mirage. It is caused by the air being heated in such a way that hot layers of air lie under cold layers. The cold air is thicker than the hot air and this causes light passing trough the layers to be bent. This bending gives the illusion of water, or even sends a picture of the scene many miles away.
Mirages often occur in the desert. Lakes are seen where there is really nothing but sand. And sometimes images of towns and palm trees appear and taunt the thirsty traveller. The same thing happens at sea, when ghostly ships are seen floating in the sky.
It is easy to tell a mirage from the real thing, however, because the objects in it are all upside down. This is caused by the way the rays of light are bent.

 

Hiç sıcak bir havada düz bir yol boyunca baktınız ve var olmayan bir su birikintisi gördünüz mü? Bu bir seraptır. Bu soğuk hava tabakasının altında bulunan, sıcak hava tabakası nedeniyle meydana gelir. Soğuk hava, sıcak havadan, daha kalındır. Bu hava tabakaları içinden geçen ışığın kırılmasına neden olur. Bu kırılma, su hayalini verir, ya da manzaranın bir görüntüsünü kilometrelerce uzağa gönderir.
Seraplar, çoğunlukla çöllerde meydana gelir. Aslında kumdan başka hiç birşey bulunmayan yerlerde göller görünür. Ve bazen palmiyelerin ve kasabaların hayali görünür ve susamış gezginle alay eder. Havada yüzen hayalet gemiler göründüğünde, aynı şey denizde olur.
Bir serabı, gerçek bir şeyden ayırmak kolaydır, çünkü içindeki cisimlerin, hepsi başaşağıdır. Bu, güneş ışınlarının kırılması nedeniyledir. 

 

How does the sun affect our food? - Güneş Besinlerimizi Nasıl Etkiler?

We must eat regularly in order to stay alive. Our body transforms the food we eat into the energy which will make us active and help us to grow. All growing things need energy. And the largest source of energy is the sun. The plants and animals which form our food were themselves all helped to grow by the sunlight. After we have eaten them, they are changed into easily dissolved, nutritious substances inside our bodies. These are then transferred to innumerable cells and converted into energy. Then our bodies burn the energy as a stove burns fuel. In this roundabout way, the sun’s energy reaches our bodies.

 

Canlı kalabilmek için düzenli olarak yemeliyiz. Vücudumuz, yediğimiz besinleri, bizi hareket ettiren ve büyümemize yardım eden enerjiye dönüştürür. Tüm büyüyen şeylerin enerjiye ihtiyacı vardır. Ve en geniş enerji çeşidi güneştir. Besinlerimizi oluşturan bitki ve hayvanlar büyümek için güneşten yardım alırlar. Biz onları yedikten sonra değişerek vücudumuzun içinde kolayca eriyen, besleyici bir öz haline gelirler. Sonra bunlar sayılamıyacak kadar çok olan hücrelere gönderilirler ve enerjiye dönüşürler. Sonra vücudumuz bu enerjiyi, bir yakıtın sobada yanışı gibi yakar. Bu dolaylı yol ile güneş enerjisi vücudumuza ulaşır.

 

How does a person speak? - Bir insan nasıl konuşur?

Many parts of our body go into the making of the sounds which we utter and the words which we say to one another. Speech starts when the diaphram squeezes air out of our lungs and into the windpipe. At the top end of the windpipe is the larynx, or ‘Adam’s apple’-that is the hard bit you can feel at the front of your neck. Inside the larynx are the vocal cords, two bands of elastic tissue like a strings of a violin. As the air passes over these cords, they vibrate to produce sound.
Sound is turned into words when it reaches the mouth, by movments of the tongue and lips.

 

Vücudumuzun birçok bölümleri, çıkardığımız seslerin ve birbirimize söylediğimiz kelimelerin yapımına katkıda bulunurlar. Diyafram havayı ciğerlerimizden nefes borusuna ittiği zaman konuşma başlar. Nefes borusunun üst ucunda, boynunuzun önünde sert bir kısım olarak hissedeceğiniz gırtlak - ya da Adem elması - vardır. Gırtlağın içinde ses telleri vardır. Bunlar yumuşak dokudan yapılmış, keman teli gibi, iki şerittir. Hava bu tellerin üzerinden geçerken, bunlar titreşerek sesi meydana getirirler.
Ses ağıza vardığı zaman dil ve dudakların hareketiyle kelimelere dönüşür.

 İngilizce Eğitim Setleri

One way street - Tek yönlü yol

An Italian was once visiting New York City. He wished to take a walk in order to see the city, but he was afraid that he would get lost because he did not know a word of English. Therefore, after leaving his hotel, he stopped at the first corner and carefully copied in his notebook the name of the street on which his hotel was located. Then he walked on. Finally, however, he got lost. Some hours later he arrived at a police-station. After a good deal of confused conversation, an interpreter was called. The Italian explained to the interpreter that, although he didn’t konw the name of his hotel, he did know the street on which it was located. He then showed the interpreter what he had copied in his note book. The words which he had so carefully copied were “One Way Street”.
 

Bir gün bir İtalyan New York’u gezmeye gitmişti. Şehri görmek için yürüyüş yapmak istiyordu, fakat bir kelime İngilizce bilmediği için kaybolacağından korkuyordu. Bu sebepten, otelden çıktıktan sonra ilk köşede durdu ve otelinin bulunduğu sokağın ismini defterine dikkatlice not etti. Sonra yürümeğe devam etti. En sonunda kayboldu. Birkaç saat sonra bir polis karakoluna vardı. Birçok karışık konuşmadan sonra, bir tercüman çağrıldı. İtalyan, her nekadar otelinin ismini bilmiyorsa da bulunduğu sokağın ismini bildiğini tercümana izah etti. Ondan sonra tercümana defterine yazdığını gösterdi. O kadar dikkatle kopya ettiği kelimeler “Tek Yönlü Yol”du.

 

Three men and a train - Üç adam ve bir tren

Three men stood drinking at a bar near a railway station. They were waiting for a train and had asked the railway porter to inform them when the train arrived. A short time later the porter appeared in the door way of the bar to tell them that the train was just coming in.
“Ah!” said the men. “We have time for just one more drink.” They all took another drink and ran out, but they missed the train.
Again they went back to the bar to wait for the next train. They continued drinking. An hour later the second train arrived and the same thing happened. They missed the train again in the same way.
Two hours later the porter appeared to say that the third and last train was just coming in. Again the men waited long enough to have one more drink, and then they all ran out. Two of the men, being tall men, could run fairly fast. They caught the train. But the third man, who was little, missed the train again. Very slowly, he walked back to the bar and began drinking again.
“By the way,” the barkeeper said to him after a while, “what town are your two friends going to?”
“I don’t know where they’re going,” the little man said. “They just came down to the station to see me off.”


Üç adam bir tren istasyonunun yanındaki barda içki içmekteydiler. Bir tren bekliyorlardı ve istasyondaki, hammala tren geldiği zaman onlara haber vermesini söylediler. Kısa bir süre sonra, hammal, trenin tam o anda geldiğini söylemek için barın kapısında göründü.
Adamlar “Ah” dediler. “Tam birer tane daha içmek için vaktimiz var.” Hepsi birer içki daha içip dışarı koştular, fakat treni kaçırdılar.
Sonraki treni beklemek için tekrar bara geri döndüler. İçki içmeye devam ettiler. Bir saat sonra ikinci tren geldi ve aynı şey oldu. Aynı biçimde treni gene kaçırdılar.
İki saat sonra, hammal üçüncü ve son trenin gelmekte olduğunu söylemek için göründü. Adamlar tekrar birer içki daha içmek için beklediler ve tekrar hepsi dışarıya koştular. Adamların ikisi, uzun boyluydular, oldukça hızlı koşabildiler. Trene yetiştiler. Fakat, kısa boylu olan üçüncü adam, gene treni kaçırdı. Yavaş yavaş bara döndü ve tekrar içmeye başladı.
Bir süre sonra barcı “Aklıma gelmişken” dedi. “Sizin iki arkadaşınız hangi şehire gidiyorlar?”
Kısa boylu adam “Onların nereye gittiklerini bilmiyorum.” dedi. “Onlar istasyona sadece beni geçirmek için gelmişlerdi.”

 

Şimdi sevimli kahramanlarımız George ve Mildred çiftinin başından geçen komik maceraları içeren hikayelerle biraz eğlenceli pratik yapalım. 

Is this Hotel Room Haunted?  - Bu Otel Odası Hayaletli mi?

George ve Mildred hayaletli odası olduğu iddia edilen bir otelde kalıyorlar. smiley

 İngilizce hikayeler
 
 
George:    Well, this is the famous haunted bedroom everyone keeps talking about and we’re going to spend tonight in it. Do you believe in ghosts Mildred?
George:    Evet, herkesin hakkında konuştuğu ünlü hayaletli yatak odası burası. Ve biz bu geceyi burada geçireceğiz. Hayaletlere inanır mısın Mildred?
    
Mildred:    I’m not sure. I don’t think so. At least I’ve never seen a ghost. I’ll believe in them when I see one. What about you George? 
Mildred:    Emin değilim. Zannetmiyorum. En azından hiç hayalet görmedim. Bir tane görsem inanacağım. Ya sen George?

George:    No I don’t think I do. I mean, some of my friends say they’ve seen them, but of course they could just be dreams, or imagination, I don’t know.
George:    Ben de inandığımı zannetmiyorum. Bazı arkadaşlarım gördüklerini söylüyorlar. Fakat tabii ki onlarınki sadece rüyalar veya hayallerdir. Bilmiyorum.

Mildred:    Anyway, this hotel we’re staying in is supposed to have a ghost. The manager said that no one has ever dared spend a night in this room and that if anyone does, he can stay
in this hotel without paying for a whole week.
Mildred:    Neyse, kaldığımız otel hayaletli zannediliyor. Müdür bu odada hiç kimsenin bir gece geçirmeye cesaret edemediğini ve ederse burada para vermeden bir hafta kalabileceğini söyledi.

George:    Just think and we’ll get free meals and be able to drink as much alcohol as we like in the bar! I think this ghost story is a lot of nonsense.  
George:    Düşün bedava yemek yiyeceğiz ve barda istediğimiz kadar içki içebileceğiz. Bu hayalet hikayesinin tamamen saçmalık dolu olduğunu sanıyorum.
  
Mildred:    What time is it?
Mildred:    Saat kaç?
   
George:    Half past ten, nearly time to go to bed, let’s go down to the bar and have one last drink before we go to bed.  
George:    On buçuk. Neredeyse yatağa gitme vakti. Haydi gel bara gidip, yatmadan önce son içkimizi içelim.
    
Mildred:    Yes, a nice strong whisky’ll give us courage.
(Half an hour later)   

Mildred:    Evet, güzel sert bir viski, bize cesaret verecek!
(Yarım saat sonra)
    
George:    Well, here we are back in the famous, haunted room. Are you feeling sleepy?
George:    Evet, ünlü hayaletli odadayız. Uykun geldi mi?
   
Mildred:    No, I’m scared!
Mildred:    Hayır, korkuyorum!

George:    Don’t be silly, there’s nothing to be afraid of! This ghost story is just a trick of the hotel manager to make his hotel famous and popular.
George:    Aptal olma. Korkacak bir şey yok! Bu hayalet hikayesi otel müdürünün, bu oteli ünlü ve popüler yapmak için bir aldatmacası.
    
Mildred:    Anyway what is the ghost story?
Mildred:    Peki, nedir bu hayalet hikayesi?
   
George:    Oh, just that 300 years ago a woman who lived in this house was murdered in this room by her husband for having a love affair with another man!  
George:    Oh, tam 300 yıl önce bu evde yaşayan bir kadın başka bir adamla olan aşk hikayesi yüzünden, kocası tarafından bu odada öldürülmüş!
  
Mildred:    That’s a common story. How did she die?
Mildred:    Olağan bir hikaye. O, nasıl ölmüş?
   
George:    Oh, the manager told me she was tied up and then shut in a secret cupboard in the wall till she died.
George:    Oh, otel müdürü bana, bağlanıp daha sonra bu duvarın içerisindeki gizli dolaba ölünceye kadar kapatıldığını söyledi.
  
Mildred:    Where is this cupboard?   
Mildred:    Peki bu dolap nerede?
    
George:    Over there by the fireplace, let’s see if the wall is hollow. My god-it is hollow, do you think we’d find her bones behind the wall?   
George:    Orada, şöminenin yanında. Bakalım duvarda boşluk var mı? Tanrım, boşluk var ne dersin, onun kemiklerini duvarın arkasında bulur muyuz?
   
Mildred:    Oh, shut up! We’ll never spend the night here if you carry on talking like that.   
Mildred:    Oh, kes sesini. Eğer böyle konuşmaya devam edersen geceyi burada geçiremeyeceğiz.
   
George:    O.K. Let’s go to sleep we’re only scaring each other about a lot of nonsense. Good night  darling.    
George:    Tamam, haydi uyuyalım. Birçok saçmalık için birbirimizi korkutuyoruz. İyi geceler sevgilim.
 
Mildred:    Goodnight.
(Ten minutes later)
    

Mildred:    İyi geceler.
(On dakika sonra)

    
Mildred:    What was that noise?
Mildred:    O ses neydi?
   
George:    Oh, probably some dust falling down the chimney, its nothing. Go to sleep!    
George:    Oh, bir olasılıkla, bacadan düşen tozlardır, bir şey değil. Uyumaya bak!
  
Mildred:    My god, did you hear that? It sounded like something heavy was being dragged across the floor.
Mildred:    Aman Tanrım, bunu duydun mu? Sanki ağır bir şeyin yerde sürüklendiğinde çıkardığı sesti.
    
George:    Oh, that it’s probably the central heating system cooling down. These old houses have pipes which make noises when they cool at nigh.   
George:    Oh, belki de kalorifer sistemi soğuyordur. Bu eski evler gece soğuduklarında gürültü yapan borulara sahiptirler.
  
Mildred:    It didn’t sound like pipes to me.
Mildred:    Bana boru sesiymiş gibi gelmedi.
  
George:    Go to sleep. You’re just imagining things. Think of all those nice meals we’ll be eating and all that alcohol we can drink if we spend a night in this room.    
George:    Uyu. Sen sadece bu şeyleri hayal ediyorsun. Eğer bu odada bir gece geçirirsek yiyeceğimiz o güzel yemekleri ve içeceğimiz içkileri düşün.
    
Mildred:    I can’t, I’m afraid.  
Mildred:    Yapamam, korkuyorum.
  
George:    O.K. I’ll swich the light on. Are you all right now?
George:    Tamam. Işığı açıyorum. Şimdi iyi misin?

Mildred:    Yes, I think so. George stop it! What are you doing? Your hands are so cold!
Mildred:    Evet, öyle zannediyorum.

George:    Wh , wh, what’s happening?
George:    Kes şunu! Ne yapıyorsun? Ellerin çok soğuk!   Ne oluyor?

Mildred:    You put your hands on my face.
Mildred:    Ellerini yüzüme koydun.

George:    I didn’t.
George:    Koymadım.

Mildred:    You did.
Mildred:    Koydun!

George:    I tell you I didn’t!
George:    Koymadım diyorum!

Mildred:    Well, somebody did! There’s someone else or something else in this room.
Mildred:    Öyleyse birisi yaptı! Bu odada ya bir şey ya da birisi var.

George:    O.K. All right! I’ll get up and check the room. No, there’s no one here! Nothing! Now look, and calm down, everything’s going to be all right. Here do you want some whisky, I’ve got a bottle in my suitcase.
George:    Peki, tamam! Kalkacağım ve odayı kontrol edeceğim. Burada hiç kimse yok, hiç bir şey yok. Bak şimdi sakinleş, her şey düzelecek. Viski istiyor musun? Bavulumda bir şişe var.

Mildred:    Yes, please.
Mildred:    Evet, lütfen.

George:    Better? 
George:    Daha iyi misin?  

Mildred:    Yes. I feel better now. I can go to sleep I think. Aaaaaaa! Who swiched the light out?
Mildred:    Evet, şimdi daha iyi hissediyorum. Uyuyabilirim zannediyorum.Ay! Işığı kim söndürdü?

George:    Ugh! Ugh! What, what are you doing? Who pulled the blankets off? It’s very cold in hero.
George:    Ih, ıh, ne yapıyorsun? Battaniyeyi kim çekti? Burası çok soğuk!

Mildred:    It’s the ghost of the murdered woman. She doesn’t like me! Help! Help! I can’t sleep in this room! I’m getting out of here!
Mildred:    Bu öldürülen kadının hayaleti. Benden hoşlanmıyor. İmdat! İmdat! Bu odada uyuyamam, bu odadan çıkıyorum!

George:    Darling! Come back! Don’t be afraid! I’m here! Here, here, there, there, now, now! Every thing’s O.K., all right. We’ll stay downstairs here in the drawing room for the rest of the night. We can’t sleep in that room, not with you screaming like that.
George:    Sevgilim, geri dön! Korkma! Ben buradayım! Sakin ol! Her şey tamam gecenin kalan kısmını aşağıdaki salonda geçireceğiz. Sen böyle çığlık atarken burada uyuyamayız.

Mildred:    Didn’t you hear anything?
Mildred:    Hiç bir şey duymadın mı?

George:    Only you’re making a lot of noise. Anyway I wouldn’t spend another night in that room if you paid me!
George:    Sadece senin yaptığın bir çok gürültüyü. Neyse, bana para da versen burada bir gece daha geçirmezdim!
 

Faydalı olabilecek diğer bazı konu başlıklarımız

Simple Past Tense

İngilizce Alfabe

İngilizce Deyimler
 

Şimdi de George'ın çok iyi fiyata satın aldığını düşünerek Mildred'a iftiharla getirdiği kelepir arabasını görelim. smiley

What Kind Of Bargain Car Is This? - Bu Ne Biçim Kelepir Araba?


 ingilizce hikayeler | kelepir araba - the bargain car
 
 
George:    Hey Mildred! Come and have a look at my new car.
George:    Hey Mildred! Gel ve yeni arabama bak.
    
Mildred:     It’s not another good bargain is it?
Mildred:    Yine bir kelepir, değil mi?

George:    Hey!Just look at it . A real old Morris traveller. I bought it this morning.
George:    Hey! Sadece bir bak. Gerçek eski bir Morris Traveller araba. Onu bu sabah satın aldım.

Mildred:    Where did you get it? The local car museum?
Mildred:    Nereden aldın? Yöresel araba müzesinden mi?

George:    No, I bought it from Joe Fastbuck’s Garage. Joe told me it was a real
George:    Hayır, Joe Fastbuck’un garajından. Joe bana onun gerçekten kelepir olduğunu söyledi

Mildred:    I bet he did! How much did you pay for it?
Mildred:    Bahse girerim ki söylemiştir! Onun için ne kadar ödedin?

George:    Only £ 50.
George:    Sadece 50 pound.

Mildred:    £ 50! It doesn’t look worth more than £ 10!
Mildred:    50 pound! 10 pound’tan fazla değerli göstermiyor!

George:    Oh, but he assured me it’s in very good condition.
George:    Oh, o, çok iyi durumda olduğuna dair bana teminat verdi.

Mildred:    And you believed him! What year was it made? There’s no numberplate!
Mildred:    Ve sen ona inandın! Hangi yıl yapılmış? Hiç plaka yok!

George:    He gave me some spare numberplates at no extra cost, I’m going to put one on the back.
George:    Bana parasız yedek plakalar verdi. Bir tanesini arkaya koyacağım.

Mildred:    But how do you know which is the right numberplate?
Mildred:    Fakat hangisinin doğru plaka olduğunu nasıl biliyorsun?

George:    Well he couldn’t find the car log book, the car’s number’s in it. So I’ll just have to put one of these on.
George:    Araba plakalarının olduğu kayıt defterini bulamadı. Bu yüzden onlardan birini koymam gerekecek.

Mildred:    What’s that under the door?
Mildred:    Kapının altındaki nedir?

George:    Oh, that’s brown paint!
George:    Oh, o sadece kahverengi bir boya!

Mildred:    It’s not! It’s rust this car’s falling to bits! George, you’ve been tricked!
Mildred:    Hayır değil! O pastır, bu araba parçalara ayrılıyor! George sen aldatıldın

George:      No, wait till you see her go, she’s a beauty! Wait a minute. I’ll just put the numberplate on. Right in you get,Mildred, we’re ready to go!
George:    Hayır, bir de sen onun yürümesini  gör, güzellik örneği! Bir dakika bekle. Plakayı takacağım. Tamam bin, Mildred, gitmeye hazırız.

Mildred:    My God, look at the door, it’s been tied on with string! And where do you start the engine? There’s no key!
Mildred:    Sanrım kapıya bak, iple bağlanmış. Ve motoru nasıl çalıştıracaksın? Anahtar yok!

George:    There’s no key. See those two wires? You touch them together like this, aaaaaaagh! I just got an electric shock!
George:    Anahtar yokmuş. Bu iki teli görüyor musun? Bunları birbirine böyle bağlarsın aaaaaaahh! Elektriğe kapıldım!

Mildred:    That’s not the only shock you’ll get if you take this piece of rubbish on the road.
Mildred:    Bu hurdayı yola çıkarırsan, bu kapılacağın ilk şok olmayacak.

George:    Here we go, handbrake off, into first gear, up with the clutch.
George:    İşte gidiyoruz. El frenini bırak, birinci vitese al, debriyajı kaldır.

Mildred:    I’m saying my prayers. I just hope the police don’t see us or we’ll be in real trouble!
Mildred:    Dualarımı okuyorum. Ümit ederim ki, polis bizi görmez, tam anlamıyla dert içinde olacağız!

George:    Don’t worry! We’ll go for a quiet drive down this little private road here.
George:    Endişelenme! Bu özel yoldan aşağıya sessizce gideceğiz.

Mildred:    I hope none of our neighbours see us in this old thing. It’s embarrassing.How many miles has the car done, George?
Mildred:    Umarım, komşularımızdan hiçbiri bizi bu eski şeyin içinde görmez. Utanıyorum. Bu araba kaç mil yapmış, George?

George:    Only 12.000.
George:    Sadece 12.000.

Mildred:    12.000! You’ve got to be joking, George!
Mildred:    12.000! Şaka yapıyor olmalısın, George!

George:    I’m not. Look at the numbers on the speedometer. See? It only says, 12.000 miles!
George:    Hayır yapmıyorum. Kilometre saatindeki numaralara bak. Görüyor musun? Sadece 12.000 mil diyor.

Mildred:    George! My dear old George, don’t you know that all secondhand car salesmen change the numbers on the car’s mileometers.
Mildred:    George! Benim sevgili eski George’um, bütün eski araba satıcılarının kilometre saatindeki numaraları değiştirdiğini bilmiyor musun?

George:      Why?
George:    Neden?

Mildred:    To make people like you think the car’s newer than they really are!
Mildred:    Senin gibi insanları, arabaların olduklarından yeni gözüktüklerine inandırmak için.

George:    Oh, you think so, Mildred? How many miles do you think this car has done then?
George:    Öyle mi zannediyorsun Mildred? Peki, bu arabanın kaç mil yaptığını düşünüyorsun?

Mildred:    I don’t know, probably nearly a million, judging by its terrible condition. Christ! Look out! We’re heading straight for that brick wall!
Mildred:    Bilmiyorum, arabanın berbat durumuna bakarsan belki de bir milyondur. Dikkat et! Duvara çarpıyoruz!

George:    I can’t do anything! The steering wheel’s broken! The car’s out of control! It’s going to crash!
George:    Hiçbir şey yapamam! Direksiyon kırıldı! Araba kontrol dışında! Çarpacak!

Mildred:    Put the handbrake on quickly! Switch the engine off!
Mildred:    El frenini çek! Motoru durdur!

George:    Oh, my God the handbrake’s come off in my hand! We’ve got no handbrake! Are you all right Mildred?
George:    Oh, Tanrım, el freni çıktı, elimde kaldı! Frenimiz yok! İyi misin Mildred?

Mildred:    I suppose so! We’ve lucky to be alive! What about you George?
Mildred:    Zannederim! Yaşadığımız için şanslıyız. Sen nasılsın George?

George:    No bones broken! I feel a bit shaky. I’d better go and telephone the garage for the breakdown truck.
George:    Hiçbir kemik kırık değil! Biraz sersemlemiş hissediyorum. Garaja kurtarma kamyonu için telefon etsem iyi olur.

Mildred:    No, why don’t you get the dustbin lorry to come and take this rubbish heap away? We’ll be better off without it!
Mildred:    Hayır, neden bir çöp kamyonu getirip bu çöpü attırmıyorsun? Bu olmadan daha iyi oluruz!

George:    Hello, Mildred, I just telephoned the garage.
George:    Merhaba Mildred, garaja demin telefon ettim.

Mildred:    Did they say they’d take it away?
Mildred:    Alacaklarını söylediler mi?

George:    Yes, Joe Fastbuck said if I gave him £ 10 he’d take it to the rubbish dump.
George:    Evet, Joe Fastbuck eğer 10 pound verirsem onu araba çöplüğüne götüreceğini  söyledi.

Mildred:    I’m not surprised! That’s where it should’ve been a long time ago!
Mildred:    Şaşırmadım! Onun uzun zaman önce oraya gitmiş olması gerekirdi!

 

 

Ayrıca diğer İngilizce Hikayeler sayfamızı incelemek için tıklayabilirsiniz.

İngilizce Hikayeler

 

Limasollu Naci Eğitim Yayınları

Yorumlar

Öğrencilerimizden gelen binlerce yorum ve teşekkür mesajlarının birkaçını aşağıda görebilirsiniz.

Kadircan İpek / erzurum

harika

MERVE / Bursa

çok güzel

Yorum Yazabilirsiniz

Lütfen değerlendirmenizi yapınız!

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL