NE ARAMIŞTINIZ?

we ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: we
Bulunan Sonuç: 147

we

zam. biz, bak. I.

we'd

kıs. we had, we would.

we're

kıs. we are.

we've

kıs. we have.

weak

s. zayıf, kuvvetsiz, mecalsiz, takatsiz; hafif, dayanıksız; metanetsiz; sebatsız; akılsız, şaşkın; eksik; hükümsüz; foto. silik çıkmış; dilb. vurgusuz; düşük. weak sister k.dili. dayanıksız ve zayıf kimse. weakly s., z. hasta, hastalıklı; z. zaaf ile; zayıf surette. weak'ness i. zaaf, zafiyet, iradesizlik; kusur; zaaf duyulan şey.

weaken

f. zayıf düşürmek; zayıflatmak, zayıflamak; takatini kesmek, takati kesilmek; hafifletmek, hafiflemek; direnci azalmak.

weakfish

i. gölgebalığıgillerden bir çeşit balık, zool. Cynoscion.

weakhearted

s. yüreksiz, korkak.

weakkneed

s. dizleri zayıf; zayıf karakterli; yüreksiz.

weakling

i., s. cılız kimse veya hayvan; s. cılız, güçsüz.

weakminded

s. iradesiz; aklı zayıf.

weal

i., (eski) refah, gönenç, saadet, sağlık. for the public weal umumun refahı için; kamu yararına. in weal or in woe iyi veya kötü günlerde.

weald

i., İng. ormanlık; kır.

wealth

i. zenginlik, servet, varlık, para, mal; bolluk.

wealthy

s. zengin, servet sahibi, varlıklı; bol. wealthiness i. zenginlik. wealthily z. varlıklı olarak.

wean

f. sütten kesmek, memeden kesmek; soğutmak, vaz geçirmek. wean'ling i. sütten yeni kesilmiş yavru.

weapon

i. silâh. weaponry i. silahlar.

wear

i. dayanıklılık, dayanma; aşınma, yıpranma, eskime; giysi, elbise. the worse for wear eskimiş, çok kullanıldığı belli. wear and tear normal halde aşınıp eskime.

wear

f. (wore, worn) giymek; göstermek; taşımak; kullanmak; eskitmek, aşındırmak, yıpratmak, yemek; yormak; dayanmak; eskimek, aşınmak, yıpranmak; tükenmek. wear away aşındırmak; biteviye geçmek; tükenmek. wear badly dayanıksız olmak, az dayanmak. wear down azar azar kuvvetini tüketmek, yavaş yavaş yıpratmak veya yıpranmak; aşındırmak. wear off yavaş yavaş yok olmak. wear on yavaş ilerlemek; can sıkmak. wear out butün bütün eskimek veya eskitmek; aşınmak; yormak, tüketmek. wear the trousers reislik etmek. wear well iyi dayanmak; iyi uymak; uygun gelmek; süregelmek. wear'able s. giyilebilir. wearing apparel elbise, giysiler. He wears his age well. Yaşını göstermiyor.

wearing

s. yıpratıcı; yorucu; giyilmeye elverişli.

wearisome

s. sıkıcı, yorucu, bıktırıcı, usandırıcı.

weary

s., f. yorgun, usanmış, bıkkın, bezgin; yorucu, yoran, usandırıcı, sıkıcı; yorgunluk belirten; f. yormak, yorulmak; usanmak, usandırmak; bezmek, bezdirmek. wearily z. canından bezmiş bir halde; yorgunlukla. weariness i. bezginlik, yorgunluk, usanç.

weasand

i., (eski) gırtlak, nefes borusu.

weasel

i., f. sansargillerden herhangi bir hayvan, zool. Mustela, sansar, gelincik, kakım, samur; sinsi kimse, çakal; f., A.B.D., k.dili. kaçamaklı konuşmak. weasel out of -den sıyrılmak. weasel-faced s. sansar yüzlü. weasel word kaçamaklı söz, bir sözün anlamını şüpheye düşüren kelime.

weather

i., s. hava, hava durumu; kötü hava, fırtına; ortam, şart, durum; s., den. rüzgâr üstü tarafındaki. weather bureau meteoroloji bürosu. weather eye hava değişikliğini çabuk sezme kabiliyeti. keep one's weather eye open k.dili. göz kulak olmak. weather map hava haritası, meteoroloji haritası. weather ship okyanus meteoroloji istasyonu. weather signal hava durumunu bildiren işaret. weather station meteoroloji istasyonu. weather vane fırıldak, rüzgârgülü. make heavy weather yalpa vurmak, yalpalamak; zorluk çıkarmak. under the weather k.dili. keyifsiz, hasta, rahatsız; kafası dumanlı.

weather

f. havaya göstermek; hava tesiriyle değişmek; atlatmak, savuşturmak, geçiştirmek; (çatıya) meyil vermek; den. rüzgar istikametinden geçmek; hava tesirlerine karşı dayanmak. weathering i. hava etkisiyle meydana gelen değişiklik.

weatherbeaten

s. her türlü kötü hava şartlanna maruz kalmış, fırtına yemiş; fırtınanın yıprattığı, yanık (yüz).

weatherboard

i., f. bindirme, siper tahtası; f. bindirme tahtalarla kaplamak.

weatherbound

s. kötü hava şartlarından dolayı limanda mahsur kalmış (gemi).

weathercock

i. fırıldak, rüzgârgülü; dönek kimse.

weathered

s. (hava, güneş, rüzgâr veya yağmur etkisiyle) yıpranmış. weathered in (A.B.D.) hava muhalefeti yüzünden kapalı (havaalanı).

weatherglass

i. barometre.

weatherman

i. (çoğ. -men) k.dili. meteoroloji uzmanı; hava durumunu okuyan spiker.

weatherproof

s. her türlü hava şartlarına karşı dayanıklı, havadan bozulmaz, rüzgâr geçirmez. weather strip, weather stripping pencere keçesi, tecrit şeridi.

weatherstrip

f. tecrit şeridi yapıştırmak.

weatherwise

s. havadan anlar; kamuoyunu sezen.

weatherworn

s. hava etkisiyle bozulmuş veya aşınmış.

weave

f. (wove, woven) i. dokumak; örmek; kurmak, yapmak, icat etmek; zikzak yapmak; i. dokuma; örme.

weaver

i. dokumacı, çulha. weaver's hitch den. yoma bağı.

weaverbird

i. dokumacı kuşu., zool. Ploceidae.

web

i., f (bed, bing) ağ; örümcek ağı; ağ gibi karışık şey veya tertip; dokuma, dokunmuş kumaş; mak. örs bogazı, ray bogazı, bağlantı levhası; örgü; anat., zool. zar, perde; tüy bayrağı; tomar; f. etrafına ağ örmek; ağ gibi sarmak. webfingered s. el parmaklarının arası perdeli. webtoed s. ayak parmaklarının arası perdeli, perde ayaklı. web press tomar kâğıt ile çalışan baskı makinası. web'bing i. kalın dokuma kayış.

wed

f. (-ded; -ded veya wed; -ding) nikah ile almak veya varmak: ile evlenmek bağlanmak; evlenmek, kocaya varmak, dünya evine girmek.

wedded

s. evli, evlenmiş; evliliğe özgü. wedded to bağlı, kendini adamış.

wedding

i. nikâh, evlenme merasimi, düğün; evlilik yıldönümü. wedding cake düğün pastası. wedding ring nikah yüzüğü. golden wedding evliliğin ellinci yıldönümü. silver wedding evliliğin yirmi beşinci yıldonumü.

wedge

i., f. kıskı, kama, çivi, takoz; kıskı şeklinde sey; üçgen şeklinde ilerleyen küme; çivi yazısında çivi şeklindeki işaret; f. kıskı ile kesmek veya ayırmak; kıskı sokmak; kıskı sokup sıkıştırmak; sıkışmak, takılmak; sıkıştırmak. wedg'y s. kıskı gibi.

wedgie

i., k.dili. topuk girintisi olma yan ve tabanı topuğa doğru yukselen kadın ayakkabısı.

wedgwoodware

renkli zemin üzerinde beyaz süsü olan bir çeşit ingiliz çömleği.

wedlock

i. nikâh, evlilik, izdivaç. in wedlock evlilik sırasında. out of wed lock evlilik dışı.

wednesday

i. çarşamba.

wee

s. (weer, weest) ufacık, küçücük, minimini, minnacık, minicik; az. wee folk periler, cinler, cüceler, ifritler, iyi saatte ol sunlar. wee hours geceyarısından sonraki zaman, sabahın erken saatleri.

weed

i. matem kolçağı; şapkada matem şeridi; çoğ. dul kadınların giydiği matem elbisesi.

weed

i., f. yabani ot, zararlı ot; değersiz hayvan; ıskarta şey; ot tabakası; (argo) haşiş; f. yararsız otları çıkarıp temizlemek; zararlı şeyleri defetmek. weed out çıkarmak. the weed k.dili. tutun, sigara. poke weed şe- kerciboyası, bot. Phytolacca.

weedy

s. yabani otları bol; k.dili. çiroz gibi, kara kuru, ıskarta.

week

i. hafta. week in week out haftalarca. weeks ago haftalarca önce. a full week tam bir hafta; olaylarla dolu bir hafta .by the week hafta hesabına göre. for weeks haftalarca.

weekday

i. hafta arasındaki gün, iş günü.

weekend

i. hafta sonu.

weekly

s., z., i. haftalık; z. haftada bir, her hafta; i. haftalık yayın.

ween

f., (eski) zannetmek, sanmak.

weenie

i.,( A.B.D.), k.dili. sosis.

weeny

s. ufacık, minicik, küçücük.

weep

f. (wept) i. ağlamak, göz yaşı dökmek; sızmak, damlamak; i. ağlama; ağlama nöbeti.

weeper

i. ağıtçı: şapkadan sarkan matem kurdelesi; daldan sarkan yosun; duvarda damlama deliği, akak; çoğ., k.dili pırasa bıyık.

weeping

s. ağlayan, gözleri yaşlı; ince ve sarkık dallı. weeping willow salkımsöğüt, bot. Salix babylonica.

weever

i. çarpan balığıgillerden herhangi bir balık. greater weever trakunya, çarpanbalığı; zool. Trachinus draco. lesser weever varsam, zool. Trachinus vipera.

weevil

i. buğday biti; pamuk kurdu; bitki kurtlarından birkaç cins. weevily, weevilly s. kurtlanmış, kurtlu.

weft

i. kumaşın atkısı, argaç; örülmüş şey.

weigh

f. tartmak; tetkik etmek, duşünmek, ölçünmek, aklında tartmak; ağırlığında olmak; itibar edilmek. weigh anchor den. demir almak, vira etmek. weigh down yüklemek, yük altına koymak; omuzlarını çökertmek; ağırlık koyup bastırmak; bel vermek; kederlenmek. weigh in uçağa binmeden önce bagajı tarttırmak; at yarışı sonunda tartılmak (cokey); boks maçından evvel tartılmak. weigh out tartıp ayırmak, ölçüye göre hazırlamak; at yarışından önce tartılmak (cokey). weigh one's words sözlerini tartarak konuşmak. weighing ma- chine kantar, baskül. weigh able s. tartı labilir, tartıya gelir.

weigh

i. yol under weigh harekette, yolda.

weight

i., f. ağırlık, siklet; tartı, vezin; yük, sıkıntı; tesir, itibar, nüfuz, önem, ehemmiyet; dirhem; ağır cisim; istatistik bağıl değer; gerilme gücü; f. yüklemek, ağırlık vermek; katmak. weight lifter halterci. by weight tartı ile. carry weight itibarlı olmak, önem taşımak. dead weight ağırlık, ezici yük; boş ağırlığı, ölü yük, tam yük; geminin darası. men of weight nüfuzlu adamlar, kodamanlar. throw one's weight around nufuzunu kullanarak iste diğinde ısrar etmek, ağırlıgını koymak. weight'less s. ağırlıksız.

weightlifting

i. haltercilik.

weightwatcher

i. rejimle kilosunu ayarlayan kimse.

weighty

s. ağır, gülle gibi; yüklü; sıkıntılı; önemli, ehemmiyetli, hatırı sayılır, itibarlı, nüfuzlu. weightily z. ağır olarak; kuvvetle; tesir ederek. weightiness i. ağırlık; tesirli oluş.

weir

i. büğet, bağlağı, set; çit dalyanı.

weird

s., i. tekinsiz; esrarengiz, garip, acayip; sihirbazlıkla ilgili; kadere ait; i., iskor, büyü; kader. the Weird Sisters kader tanrıçaları. weird'ly z. tekinsizce. weird'ness i. tekinsizlik.

weirdie , weirdy, weirdo

i., (A.B.D.),( argo) garip kimse; acayip şey, tuhaf olay.

weismannism

i. kazanılmış özelliklerin kalıtımsal olmadığını ileri süren evrimcilik.

welch

bak. Welsh.

welcome

f., i., s.,(ünlem) iyi karşılamak, memnuniyetle karsılamak, hoş karşılamak; nezaket göstermek, samimiyet göstermek; i. samimi karşılama, hoş karşılama; nezaket gösterme; s. hoş karşılanan, iyi karşılanan; sevindirici, hoşa giden, rahatlatıcı, makbule geçen;( ünlem) Hoş geldiniz! Safa geldiniz! Buyurun! give one a cold welcome soğuk karşılamak. give one a warm welcome hararetle karşılamak; pişman ettirmek. He is welcome to come and go at his pleasure istediği zaman gelip gidebilir .overstay veya wear out one's welcome. fazla kalıp tadını kaçırmak, ziyaret edip bıktırmak. roll out the welcome mat. ağırlamak. welcome home ağırlama. You're welcome Bir şey değil Rica ederim, Estağfurullah. You're welcome to it Buyurunuz You're welcome to try Bir deneyin isterseniz, Tecrübesi parasız. wel- comely z. hoşça, memnuniyetle, samimiyetle. welcomeness i. hüsnükabul, hoş karşılama, makbule geçme.

weld

f., i. kızdırıp kaynak yapmak, kaynatmak; kaynamak; sıkıca birleştirmek; kaynak almak, kaynayabilmek; i. kaynak yeri; kaynak yaparak birleştirme. weld'able s. kaynakla eklenebilir, kaynağa gelir, kaynar. weld'er i kaynakçı.

weld

i. küçük muhabbetçiçeği, bot. Reseda luteola; kuçük muhabbet çiçeğinden çıkarılan sarı boya.

welfare

i. iyi hal, iyilik; sıhhat, afiyet, refah; yoksullara yardım. on welfare ihtiyaç dolayısıyle resmi kuruluştan yardım alan. welfare mother bakacak kimsesi olmayan küçuk çocuklu kadın. welfare state yurttasların bireysel ve toplumsal gereksinmelerini sağlamayı amaçlayan dev let veya politika. welfare work resmi veya özel yardım çalısmaları. welfare worker sosyal yardım uzmanı .

welkin

i.,(eski) gök kubbe, sema, asuman. make the welkin ring (şiir) gökleri çınlatmak .

well

z., s. (better, best) iyi, güzel, hoş, ala, iyice; hakkıyle, Iâyıkıyle; çok, pek; tamamen, hayli, oldukça; s. iyi, güzel; sıhhatça iyi, sıhhatli; kârlı, elverişli. Well begun is half done iyi başlayan iş yarı yarıya bitmiştir. well on in life yaşı hayli ilerlemiş. well past forty kırkını hayli geçmiş. well up on the list listenin başlarında. all very well uygun, yerinde. as well de, da, dahi, bile. as well as olduğu kadar, ile beraber, -e ilâveten. I wish him well iyiliğini temenni ederim ,Allah muvaffakiyetler versin. It is all very well but iyi, hoş ama. well and good kabul, tamam, peki. You may well say that Bunu söylemekte hakllsınız. Well donel Aferin! Bravo! We might as well stop Dursak iyi olur Bıraksak iyi olur.

well

(ünlem) Pekâlâ! Ya! Hayret! Olur şey değil! Sahi ! Eh ! Haydi. I Well, to be sure... Eh olabilir. Well, well ! Vah vah ! Aman efendim ! Hayret ! Well, as I was saying Ha ! Diyordum ki.

well

kıs. we will, we shall.

well

i., f. kuyu, çeşme, memba, kaynak; pınar; hokka; sahanlık, merdiven veya asansör boşluğu; f. kaynamak, yerden fışkırmak. well up yükselmek. well sweep kaldıraç.

wellaimed

s. doğru nişan alınmış, doğru atılmış; iyi maksat ile yapılmış.

wellappointed

s. mükemmel teçhizatlı.

wellauthenticated

s. doğrulanmış, ispat edilmiş.

wellbehaved

s. terbiyeli.

wellbeing

i. refah, iyilik, saadet.

wellbred

s. terbiyeli, kibar; soylu.

welldone

s. başarılı, iyi yapılmış; iyi pişmiş.

wellfavored

s. güzel, güzel görunuşlu.

wellheeled

s., (argo) zengin, para babası.

wellhole

i. merdiven için bırakılan boşluk; kuyu.

wellington

i. Wellington, Yeni Zeland'ın başkenti; çoğ. çizme.

wellknown

s. meşhur, ünlü.

wellmannered

s. terbiyeli .

wellmeaning

s. iyi niyetli.

wellnigh

z. hemen hemen, takriben.

welloff

s. hali vakti yerinde olan, mutlu.

wellread

s. çok okumuş.

wellrounded

s. geniş kap samlı, çok yönlü; dolgun, tombul.

wellsaid

s. yerinde söylenmiş.

wellspoken

s. yerinde söylen miş; hoş sohbet, sohbeti tatlı.

wellspring

i. kaynak.

wellthoughtof

s. saygın, itibarlı, makbul.

welltimed

s. vakti iyi ayarlanmış, zamanlı.

welltodo

s. zengin, hali vakti yerinde olan.

wellwisher

i. başkasının iyiliğini isteyen kimse.

wellworn

s. iyice eskimiş, çok giyilmiş; bayatlamış; lâyık, hak edilmiş, değimli.

welsbachburner

gömlekli lamba.

welsh

s., i. Gal eyaletine ait; Gallilere özgü; i. Gal dili. the Welsh Gal halkı. Welsh'man i. Gal'li kimse. Welsh rabbit,Welsh rarebit kızarmış ekmeğe sürülen birada eritilmiş peynir.

welsh

f., (argo) borcunu ödememek, dolandırmak; sözünü tutmamak, vaat ettiği işten caymak. welsh on one (argo) atlatmak, sözünü tutmamak.

welt

i., f. elbisede kenar şeridi; kösele şerit; süsleyici bant; çıta; değnek veya kamçı izi; böyle iz bırakan vuruş; f. şerit koymak; k.dili. vurup iz bırakmak.

weltanschauung

i., Al. dünya görüşü.

welter

f., i. ağnamak, yatıp yuvarlanmak; dalga gibi kabarıp yuvarlanmak; i. yuvarlanma; karışıklık, kargaşa.

welterweight

i. altmış iki ile altmış yedi kilo arasında boksör.

weltpolitik

i., Al. bir devletin dünya siyaseti; milletlerarası politika.

weltschmerz

i., Al dünyanın içinde bulunduğu durumdan dolayı meydana gelen kötumserlik veya umutsuzluk.

wen

i. (eski) ingilizcede (w) sesi için kullanılan harf.

wen

i., tıb. özellikle başta çıkan yağ kisti.

wench

i., f. kız, eksik etek; eski hizmetçi kız; eski fahişe, orospu; f., eski fahişe ile münasebette bulunmak, zamparalık etmek.

wend

i. Doğu Almanya'daki İslav kavmin biri. Wend'ic, Wend'ish kavme ait; i. bu kavmin dili.

wend

f., (şiir) yola koyulmak; katetmek, yol gitmek.

went

bak. go.

wept

bak. weep.

were

bak. be.

werent

kıs. were not.

werewolf

i., Al., mit. kurt şekline girmiş insan; kurt şekline girebilen kimse.

wergeld , weregild

i. Anglosaksonlarda diyet.

wert

bak. be.

west

i., s. batı, garp; s. batıdaki, batı; batıya doğru olan; batıdan gelen (rüzgâr); çöken; z. batıya doğru. the West Batı, Asya'nın batısındaki ülkeler; (A.B.D.) Mississippi ırmağının batısındaki eyaletler. west by north batı kerte karayel. west by south batı kerte lodos. west longitude Greenwich boylamından batıya doğru mesafe. west northwest batı karayel. west southwest batı lodos. westward(s) z. batıya doğru. go west batıya doğru gitmek; ölmek.

westbound

s. batıya doğru giden.

wester

f., i. batıya yönelmek; i. batı rüzgârı veya fırtınası.

westering

s. batıya doğru yönelen.

westerly

z., s. batıdan; batıya doğru; s. batıya bakan; batıdan esen (rüzgâr).

western

s., i. batı, batısal; batıya ait; batıdan esen; i. batılı; kovboy romanı veya filmi. Western Church Batı Roma imparatorluğundaki kilise, Katolik kilisesi. westerner i. batılı. westernize f. batılılaştırmak. westernmost s. en batıdaki. West Indies Batı Hint adaları.

westing

i., den. batıya doğru katedilen mesafe; batıya yönelme.

westinghousebrake

tazyikli hava ile işleyen kuvvetli fren.

westminster

i. Londra'nın bir ilçesi. Westminster Abbey Londra'da Gotik tarzda yapılmış meşhur kilise.

wet

s. (-ter, -test), f. (-ted,- ting), i. yaş, ıslak; yağmurlu; kim .su veya başka sıvı ile yapılan; k.dili. içki yasağı olmayan (yer); kurumamış; f. ıslatmak; ıslanmak; işemek; i. yaşlık, nem, rutubet; su; yağmur; yağmurlu hava; (A.B.D.) içki yasağı aleyhtarı. all wet (argo) martaval; martavalcı. wet blanket k.dili. neşeyi kaçıran şey; şevki kıran kimse. wetbulb thermometer üstü ıslak bulundurulan termometre. wet day yağmurlu gün. wet goods fıçı veya şişelerde bulunan sıvı maddeler; k.dili. alkollü içkiler. wet nurse sütnine. wet rot nemle oluşan çürüme. wet suit ıslak dalış elbisesi. wet to the skin iliklerine kadar ıslanmış. wet'tish s. yaşça, ıslakça, nemli. wet'ness i. ıslaklık, nem, rutubet.

wet-nurse

f. bebeğe meme vermek: itina ile bakmak .

wetback

i., (A.B.D.), k.dili. Meksikalı kaçak tarla işçisi.

wether

i. idiş koç.

wetting

i. ıslanma, ıslatma; ıslatan şey. wetting agent kim. sıvıya ilâve edilen ıslatıcı madde.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL