NE ARAMIŞTINIZ?

ob ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: ob
Bulunan Sonuç: 86

ob

(i.) Obi nehri.

obbligato

(i.), (müz.) bir şan solosuna refakat eden müzik aletinin çaldığı parça, obligato.

obcordate

(s.), (bot.) yürek şeklinde ve sivri ucu sapa yapışmış olan (yaprak), obkordat.

obdurate

(s.) inatçı, katı kalpli; sert, kırıcı, yumuşatılamaz; idaresi zor. obduracy (i.) inatçılık, sertlik. obdurately (z.) inatla.

obeah, obe, obi

(i.) özellikle Batı Hint Adalarında ve ABD'de zenciler tarafından uygulanan bir çeşit büyü.

obedience

(i.) itaat, itaat etme, söz dinleme, boyun eğme.

obedient

(s.) itaatli, söz dinleyen, yumuşak başlı. your obedient servant eski kulunuz, bendeniz (mektuplarda imza ile kullanılırdı). obediently (z.) itaatkar olarak.

obeisance

(i.) hürmetle eğilme; hürmet, saygı, riayet. pay veya do obeisance hürmet göstermek.

obelisk

(i.) dikili taş, dört köşeli sütun; (matb.) başvurma işareti, (+).

obese

(s.) çok şişman. obesity (obi'sıti, obes'ıti) (i.) şişmanlık.

obey

(f.) itaat etmek, söz dinlemek, denileni yapmak; tabi olmak, boyun eğmek.

obfuscate

(f.) şaşırtmak, şaşkınlaştırmak; dumanlı yapmak, karartmak. obfusca'tion (i.) şaşırtma.

obi

(bak.) obeah.

obi

(i.) Japon kadın ve çocuklarının kimono üstüne bağladıkları enli kuşak.

obit

(k.dili), (bak.) obituary.

obiter dictum

(huk.) bir hakim tarafından resmi olmayarak ileri sürülen fikir; rasgele söz.

obituary

(i.), (s.) bir öIü hakkında yazılan kısa biyografi; (s.) birinin öIümüne ait.

obj

(kıs.) object, objection, objective.

object

(i.) şey, madde, görülür veya dokunulur şey, nesne, obje; hedef, nişan, amaç; (gram.) nesne. object at issue (huk.) anlaşmazlık konusu; iddia olunan şey. object glass bir mikroskop veya teleskopun hedefe yakın olan merceği veya mercekleri, objektif. object lesson ibret. direct object nesne. indirect object tümleç, ikinci nesne. Money is no object. İş parada değil. objectless (s.) gayesiz, amaçsız.

object

(f.) itiraz etmek, uygun görmemek, razı olmamak; karşı gelmek; itiraz olarak ileri sürmek.

objectify

(f.) nesnelleştirmek.

objection

(i.) itiraz; itiraz etme; itiraz sebebi. objectionable (s.) itiraz edilebilir, yolsuz. His actions were objectionable. Terbiyesizce davrandı.

objective

(s.), (i.) objektif; öznel olmayan, dıştan olan; gerçek; (gram.) nesneye ait; nesnel; amaca ait; (i.) hedef; gram nesne; mikroskop veya teleskopta objektif (mercek). objective case ismin (i.) hali. objectively (z.) nesnel olarak. objectiv'ity (i.) tarafsızlık.

objectivism

(i.), (fels.) nesnellik taraftarlığı; (güz.) (san.) nesnel öğeler kullanma eğilimi.

objurgate

(f.) kırıcı şekilde azarlamak, paylamak. objurga'tion (i.) azar, paylama.

oblast

(i.), (Ru.) ilçe, il.

oblate

(s.), (i.) manastır hayatına kendini adamış (kimse).

oblate

(s.), (geom.) kutupları yassılaşmış (sferoid).

oblation

(i.) Tanrı'ya sunulan şey, adak.

obligate

(f.), (s.) zorlamak, mecbur etmek, zorunda bırakmak; (s.) bağlı, mecbur; kayıt altında.

obligation

(i.) mecburiyet, yüküm, zor; (huk.) senet, borç; farz, ödev, yüküm. Iaw of obligations borçlar hukuku.

obligato

(bak.) obbligato.

obligatory

(s.) mecburi, gerekli, zorunlu.

oblige

(f.) mecbur etmek, zorlamak, zorunlu kılmak, zorunda bırakmak; minnettar kılmak; iyilik etmek, memnun etmek. I am much obliged. Çok minnettarım.

obligee

(i.), (huk.) alacaklı.

obliging

(s.) nazik, hoş davranan, yardım etmeye hazır. obligingly (z.) nazik bir şekilde. obligingness (i.) nezaket.

obligor

(i.), (huk.) yüküm altına giren kimse, bir borç senedini imza eden kimse .

oblique

(s.), (f.) meyilli, eğik, eğilmiş, eğri; dolaylı, ima yollu; (anat.) eğik (kas); (f.) meyletmek, sapmak; (ask.) eğik bir yönde gitmek. oblique angle (geom.) dik olmayan açı. oblique case (gram.) ismin hitap halinden ve yalın halinden başka herhangi bir hali. oblique triangle içinde dik açı bulunmayan üçgen. obliquity (i.) meyil, eğilim; doğru yoldan çıkma, sapma. obliquely (z.) meylederek. obliqueness (i.) eğrilik.

obliterate

(f.) yok etmek, silmek, bozmak, gidermek. oblitera'tion (i.) yoketme, silme.

oblivion

(i.) unutma, unutuş, unutulma; kayıtsızlık, ilgisizlik.

oblivious

(s.), (gen.) of veya to ile unutkan; habersiz; çevresinden habersiz; ilgisiz. obliviously (z.) ilgisizce, unutarak. obliviousness (i.) ilgisizlik, unutkanlık.

oblong

(s.), (i.) dik dörtgen şeklinde olan, uzunca, boyu eninden fazla; (bot.) yaprakları yumurta biçiminde; (i.) dik dörtgen.

obloquy

(i.) kötüleme, zemmetme, kınama, iftira etme, hakkında kötü söyleme, yerme.

obnoxious

(s.) iğrenç, tiksindirici; çirkin görünen. obnoxiously (z.) uygunsuz olarak, çirkince. obnoxiousness (i.) uygunsuzluk, çirkinlik, iğrençlik.

oboe

(i.) obua. oboist (i.) obua çalan kimse.

obol , obolus

(i.) eski bir Yunan gümüş sikkesi; eski Yunan ağırlık birimi.

obovate

(s.), (bot.) obovat, ters yumurtamsı (yaprak), geniş ucu yukarıya doğru olan.

obs

(kıs.) observation, observatory, obsolete.

obscene

(s.) müstehcen, açık saçık, edebe aykırı; ağıza alınmaz; tiksindirici, iğrenç. obscenely (z.) müstehcen olarak.

obscenity

(i.) açık saçıklık, müstehcenlik; açık saçık laf.

obscurant

(s.), (i.) ilerlemeye veya ilme karşı olan, bilgisizlik taraftarı, gerici (kimse). obscurantism (i.) bilgisizlik taraftarlığı. obscurantist (i.) bilgisizlik taraftarı kimse.

obscuration

(i.) karartma; kararma; karanlık; (astr.) ay tutulması.

obscure

(s.), (f.) çapraşık, anlaşılması güç; belirsiz, gösterişsiz, tanınmamış; bulutlu, karanlık; (f.) karartmak, karanlık yapmak; örtmek, gözden saklamak. obscurely (z.) anlaşılmayacak şekilde. obscureness, obscurity (i.) çapraşıklık, belirsizlik.

obsequies

(i.), (çoğ.) cenaze törenleri.

obsequious

(s.) aşırı derecede itaatli, fazla boyun eğmiş; dalkavukluk eden. obsequiously (z.) dalkavukluk ederek. obsequiousness (i.) dalkavukluk.

observable

(s.) görünür; öIçüIür; izlenebilir; incelemeye değer, dikkat etmeye değer; görülür, ayırt edilebilir. observably (z.) görülecek şekilde. observingly (z.) dikkatle bakarak.

observance

(i.) yerine getirme, yapma; görenek, adet, örf; tören, usul; mezhep, tarikat.

observant

(s.) dikkat eden, dikkatli, riayet eden; itaatli, kanuna riayetkâr. observantly (z.) dikkat ederek.

observation

(i.) dikkatli bakma, inceleme; gözlem, rasat; fikir, yorum; (ask.) gözetleme. observation car yolcuların etrafı seyretmesine uygun şekilde geniş pencereleri olan vagon. observation post (ask.) topçu rasat mevzii. observational (s.) gözlem kabilinden, gözlemle ilgili.

observatory

(i.) rasathane; etrafın manzarasını seyretmek için yapılmış kule.

observe

(f.) dikkatle bakmak, dikkat etmek; yerine getirmek, tutmak; ileri sürmek, düşünceyi belirtmek; gözlemek; kutlamak.

observer

(i.) dikkat eden kimse; gözleyen kimse; uçaklarla düşmanın yerini veya durumunu tespit etmekle görevli kimse.

obsess

(f.) musallat olmak, tedirgin etmek; zihnini meşgul etmek. obsession (i.) kafayı meşgul eden düşünce; sürekli endişe; sabit fikir.

obsidian

(i.) yanardağdan çıkan koyu renkli cama benzer çok sert bir taş (eskiden bu taştan ok başı ve bıçak yapılırdı).

obsolescent

(s.) modası geçmekte olan, seyrek kullanılan, az işlek (kelime, makina). obsolescence (i.) eskime.

obsolete

(s.) kullanılmayan, eski, modası geçmiş (kelime veya görenek); (biyol.) eskilerine oranla az gelişmiş. obsoleteness (i.) modası geçmişlik, eskimişlik.

obstacle

(i.) engel, mâni.

obstetric , rical

(s.) çocuk doğumuna veya gebeliğe ait. obstetrics (i.) gebelik ve doğumla uğraşan tıp dalı.

obstetrician

(i.) doğum mütehassısı.

obstjnate

(s.) inatçı, ayak direyici, dik kafalı, söz dinlemez; mukavemeti kırılmaz. obstinacy (i.) inatçılık, dik başlılık. obstinately (z.) inatla.

obstreperous

(s.) gürültücü, şamatacı, yaygaracı; ele avuca sığmaz, idaresi güç, haylaz. obstreperously (z.) haylazca. obstreperousness (i.) ele avuca sığmama.

obstruct

(f.) engel olmak, mani olmak; tıkamak, kapamak.

obstruction

(i.) mani, mania, engel, set; blokaj, bloke etme. obstructionism (i.) siyasette bloke etme. obstructionist (i.) bloke eden kimse.

obstructive

(s.) engel olan. obstructively (z.) engel teşkil ederek. obstructiveness (i.) engelleme.

obstruent

(s.), (i.), (tıb.) mecraları tıkayan (madde).

obt.

(kıs.) obedient.

obtain

(f.) bulmak, almak, ele geçirmek; âdet olmak, geçerli olmak. obtainable (s.) elde edilebilir, bulunabilir, kazanılabilir. obtainment (i.) elde etme.

obtrude

(f.) içine sokmak; davetsiz olarak veya istenilmeyen yere sokmak; zorlamak; izinsiz veya haksızca girmek veya girişmek. obtrusive (s.) istenilmediği halde sokulup sıkıntı veren.

obtuse

(s.) zeki olmayan; duygusuz; (geom.) geniş; boğuk (ses). obtuse angle geniş açı. obtusely (z.) duygusuzca. obtuseness (i.) duygusuzluk.

obverse

(s.) yüzü bakan kimseye dönük; (bot.) dibi tepesinden daha dar.

obverse

(i.) paranın yüz tarafı, yüz; herhangi bir şeyin yüz tarafı; bir meselenin öbür tarafı; (man.) bir önermeyi tersine çevirerek çıkarılan başka bir önerme: Bütün insanlar fanidir. Hiç bir insan baki değildir.

obversion

(i.), (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etme.

obvert

(f.) başka tarafını göstermek için çevirmek; (man.) bir önermeyi ters yönde ifade etmek.

obviate

(f.) etkili tedbirlerle önünü almak, önlemek.

obvious

(s.) aşikar, açık, apaçık, besbelli, belli. obviously (z.) açıkça. obviousness (i.) aşikârlık, açıklık.

obvolute

(s.), (bot.) üst üste gelmiş; birbirine sarılmış (yaprak).

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL