NE ARAMIŞTINIZ?

Günlük konuşmalarda en sık kullanılan R harfiyle başlayan İngilizce Deyimler sayfamızda verilmektedir.
 
Rainy day:  Sıkıntılı günler
I always save money for rainy days.
Sıkıntılı günler için her zaman para saklarım.

Rain or shine:  Hava iyi de olsa, kötü de olsa
We shall go to Ankara tomorrow rain or shine.
Hava iyi de olsa, kötü de olsa yarın Ankara’ya gideceğiz.

Raise money:  Cami, kilise, vakıf... yararına para toplamak
We raised money to buy carpet for the mosque.
Camiye halı almak için para topladık.

Rake off:  Bir işte yasa dışı tarzda para almak
He doesn’t want to become rich by raking off.
O, yasa dışı yoldan para kazanarak zengin olmak istemiyor.

Rather than : ........ den ziyade, yerine, ...... mektense, ....... maktansa
Rather than drinking coffee, I prefer to drink tea.
Kahve içmektense, çay içmeyi yeğlerim.

Reach out for:  Uzanıp yetişmeye çalışmak, uzanmak, uzatmak, ermek
He reached out for the jam.
Reçele uzanıp yetişmeye çalıştı. (Reçele uzandı.)

Read aloud:  Sesli okumak
Can you read aloud the book for me?
Kitabı benim için sesli okuyabilir misiniz?

Read out:  Başkasına yüksek sesle okumak
Don’t read it out; nobody is listening you.
Yüksek sesle okumayın; sizi dinleyen yok.

Read over:  Göz gezdirerek okuma, göz atmak
I read over the book before I bought it.
Satın almadan önce kitaba bir göz attım.

[ By] reason of:  Nedeniyle, ....... den dolayı
[By] reason of the shortage of money I didn’t buy that house.
Para kıtlığı nedeniyle o evi satın almadım.

Reason with someone: Birini delilerle ikna etmeye çalışmak
My teacher reasoned with me about entering the Univercity.
Öğretmenim üniversiteye girmek hakkında beni iknaya çalıştı.

Recently: Son zamanlarda, geçenlerde
I saw him at the airport recently.
Geçenlerde onu havalimanında gördüm.

Redound to: iftihar etmek
This painting redounds to your credit.
Bu tablo ile iftihar edebilirsiniz.
(Bu tablo itibarınızı arttırır.)


[In] regard to (With regard to): Hakkında, .......... e nazaran
I read a long article in regard to your last book.
Son kitabınız hakkında uzun bir makale okudum.

Related to: .......... e ait, bağlı
Why don’t you write a book related to your adventure?
Niçin, serüveninizle ilgili bir kitap yazmıyorsunuz?

Rely on (upon): Güvenmek
Can I rely on you?
Size güvenebilir miyim?

Remote control: Uzaktan idare
Our new TV has a remote control system.
Yeni televizyonumuzun uzaktan idare sistemi var.

Reserved list: Yedek kadro
I’m not going to play tomorrow, I’m on the reserved list.
Yarın oynamayacağım, yedek kadrodayım.

[
With] respect to:........ e gelince
With respect to your proposal, I have no objection.
Teklifinize gelince, hiç bir itirazım yok.

[In] return for: ........ e karşılık
Please accept this check in return for your assistance.
Yardımınıza karşılık, lütfen bu çeki kabul ediniz.

[Get] rid of: Başından atmak
I don’t like him, I’m going to get rid of him.
O adamı hiç beğenmiyorum, onu başımdan atacağım.

Right away: Hemen, derhal
I’ll come right away, wait for me.
Beni bekleyin, hemen geleceğim.

Right here: Tam burada
Yesterday I had a little accident right here.
Dün, tam burada küçük bir kaza geçirdim.

Right now: Derhal, şu anda
I want you to do your homework right now.
Ev ödevini derhal yapmanı istiyorum.

Ring up: Telefon etmek, telefonla aramak, bağlantı kurmak
I’ll ring you up tomorrow.
Sizi yarın telefonla arayacağım.

Roll up: Sıvamak, sarmak, tomar yapmak
He rolled up his sleeves.
O, kollarını sıvadı.

Round up:
1) Biraraya getirmek, toparlamak
2) Bir rakamı yuvarlak hesap haline getirmek

1- He rounded up his friends and made a short speech.
O, arkadaşlarını biraraya getirdi ve kısa bir konuşma yaptı.
2- He rounded up the price from 8.230 to 8.000 TL.
O, (fiyatı) 8.230 TL.’dan 8.000 TL’na yuvarladı.

Rub shoulders with: ....... ile haşır neşir olmak, fazla samimi olmak
I don’t like to rub shoulders with him.
Onunla çok samimi olmaktan hoşlanmıyorum.

Rule out: Bertaraf etmek, ortadan kaldırmak; çizgi ile iptal etmek
The new king ruled out his brother.
Yeni kral kardeşini ortadan kaldırdı.

Rule over: Yönetmek, otorite sahibi olmak
Don’t try to rule over me.
Beni yönetmeye çalışma.

Run about: Oraya buraya koşmak
When you run after a hen, it begins to run about.
Bir tavuğu kovaladığınız zaman, o oraya buraya koşmaya başlar.

Run after: Peşinden koşmak, kovalamak
You can’t run after two rabbits.
iki tavşanı birden kovalayamazsınız.

Run off: Sıvışmak, kaçmak
In spring some students like to run off from school.
Baharda bazı öğrenciler okuldan kaçmayı severler.

Run a business: Bir işi idare etmek
Who runs your company?
Şirketinizi kim idare ediyor?

Rush someone: Birini sıkıştırmak, aceleye getirmek, dara getirmek
He rushed his father into doing his homework.
O, ev ödevini yapması için babasını sıkıştırdı (ısrar etti).

Run across: Beklenmedik bir anda tesadüfen karşılaşmak, bir taraftan öbür tarafa koşmak
I ran across my old friend in Taksim yesterday.
Dün Taksim’de tesadüfen eski bir arkadaşımla karşılaştım.

Run away: Uzaklaşmak, ayrılıp gitmek, kaçmak
Don’t run away, I want to talk to you.
Uzaklaşma, seninle konuşmak istiyorum.

Run down: Ezmek, aşağıya doğru koşmak; (saat) kurulmadığı için durmak
The car has run a young girl down.
Araba bir genç kızı çiğnedi.

Run into: 
1) Tesadüf etmek, rastlamak
2) Çarpışmak, çarpmak

1- I ran into my boss at the cinema.
Sinemada patronuma rastladım.
2- The truck ran into the car.
Kamyon, araba ile çarpıştı.

Run on: Sürekli olarak konuşmak, gitmek, yoluna devam etmek
She will run on for two hours if I don’t stop her.
Eğer onu durdurmazsam, iki saat hiç durmadan konuşur.

Run out of: Tükenmek, bitmek
I have run out of money.
Param tükendi.

Run over: Üzerinden çiğneyip geçmek, ezmek
My friend was run over by a car.
Arkadaşımı bir araba ezdi.

 

Faydalı olabilecek diğer bazı konu başlıklarımız


Deyimler konusunun ilk sayfasına
dönmek için tıklayabilirsiniz

Yorum Yazabilirsiniz

Lütfen değerlendirmenizi yapınız!

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL