NE ARAMIŞTINIZ?

y ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: y
Bulunan Sonuç: 142

y

(sonek) olan, -li; gösteren, ufak.

y,y

i. İngiliz alfabesinin 25. harfi;Y şeklinde şey;cebirde bilinmeyen(y) işareti; ordinat; kim. itriyum'un simgesi.

y-clept, y-cleppd

bak. clepe.; s., (eski) adlı, isminde, denilen.

y.

kıs. Young Men's (Women's) Christian Association.

y.

kıs. yard, year, yellow, yen.

y.m.c.a.

kıs. Young Men's Christian Association.

y.m.h.a.

kıs. Young Men's Hebrew Association.

y.w.c.a

kıs. Young Women's Chrıstian Association.

y.w.h.a.

kıs. Young Women's Hebrew Association.

yacht

i., f. yat, gezinti gemisi;f. yat ile gezintiye çıkmak veya yarış etmek. yacth clup yat kulübü. yacth race yat yarışı. yacthing i. yatçılık, yat kullanma.

yachtsman

i. (çoğ. -men) yat sahibi veya yat kullanan kimse. yacthmanship i. yatçılık.

yackety-yak

i., f. (-ked, -king) (argo) gevezelik, boş laf; f. gevezelik etmek.

yah

(ünlem) k.dili. evet.

yahoo

i. hayvan gibi insan, insan azmanı.

yahweh

i., İbr. Yehova.

yak

i. Tibet yöresine özgü yaban sığırı, yak, zool. Bos grunniens.

yak

f. (-ked, -king)(A.B.D.) (argo) gevezelik etmek, durmadan konuşmak; kahkaha ile gülmek, saçma sapan şeylere gülmek.

yale lock

Yale kilidi.

yam

i. Hint yerelması, bot. Dioscorea; İskoç. patates; (A.B.D.) tatlı patates.

yamen

i. eski Çin'de yüksek memura mahsus daire veya lojman, eski Çin'de hükümet dairesi.

yammer

f., i., k.dili. şikayet etmek, ağlamsamak, sızlanmak, dırlanmak; bağırmak, yaygara etmek; i. yaygara.

yang

i. Çin felsefesine göre hayatın özünü oluşturan eril eleman.

yangtze

i. Çin'de Yang-Çe nehri.

yanina

i. Yanya şehri.

yank

i., f. birden ve kuvvetle çekiş; f. hızla ve birden çekmek. yank out birden zorla çıkartmak.

yank, yanky

i.,s. Birleşik Amerika'nın özellikle kuzey doğu eyaletleri ahalisinden biri; Kuzey Amerikalılara verilen bir lakap; s.Amerika'ya ait, American.

yaounde

i. Yaunde, Kamerunun baş kenti.

yap

i., f. havlama; (argo) ağız; gevezelik; f. kesik kesik ve yüksek sesle havlamak; (argo) fazla konuşmak, gevezelik etmek.

yarborough

i., (briç) 9 ludan yüksek kağıt olmayan el.

yard

i., f. avlu; odun deposu gibi üstü açık işyeri; istasyon çevresinde tren manevra yeri; kışın ormanda geyiklerin toplandığı yer; f. avluya koymak; ağıla gütmek.

yard

i. yarda, 0.9144 metrelik İngiliz ölçüsü , kıs. yd., y. yard goods yarda ile satılan kumaş.cubic yard yarda küp, 0.7645 m^3. square yard yarda kare 0.8361n^2. the hundered-yard dash yüz yardalık yarış.

yard

i., den. seren. royal yard kuntra babafingo sereni. topsail yard gabya yelkenin sereni.

yardage

i. yarda ölçüsüyle uzunluk; davarın demiryolu istasyonunda bekletilme ücreti.

yardarm

i., den. serenin ucu, seren cundası.

yardbird

i., ask., (argo) acemi nefer; temizlik işine tayin edilmiş asker; cezalı olarak izinsiz asker.

yardman

i., den. serenlerde çalışan tayfa; d.y. manevra sahasında çalışan işçi.

yardmaster

i., d.y. manevra sahası müdürü.

yardstick

i. bir yardalık ölçü çubuğu; mukayese standardı, denek taşı.

yare

s., (eski) çabuk; tetik; iyi idare edilir (dümen).

yarmuke

i. havralarda giyilen bere, bir nevi takke.

yarn

i., f. pamuk veya yün ipliği, bükülümüş iplik; k.dili. hikaye, masal, bilhassa gemici masalı; f., k.dili. masal anlatmak.

yarn-dyed

s. boyanmış yün ipliğinden dokunmuş.

yarrow

i. civanperçemi, bot. Achilla millefolium.

yashmak

i. yaşmak.

yatagan, yataghan

i. yatağan; saldırma.

yaw

f., i. (gemi) sağa sola sapma, yalpa vurmak, rotadan çıkmak, lase yapmak; dümeni kötü kullanıp gemiyi sağa sola saptırmak; i. sapma açısı; rotadan çıkış.

yawl

i., den. küçük gemi filikası, 4 veya 6 kürekli gemi filikası; yole, başı kıçı bir olan yelkenli; fazla olarak kıçtaki küçük direkte yelkeni olan gemi.

yawn

f., i. esnemek; açık ve dipsiz gibi görünmek (uçurum); esneyerek söylemek; i. esneyiş. yawn'ing gulf derin ve dibi görünmez uçurum. yawningly z. esneyerek.

yawp

f., i. havlamak; k.dili. esnemek; ing. k.dili. yaygara etmek; i. havlama; yaygara; iskoç. kuş çığlığı.

yaws

i., tıb. verem dutu.

yay

s., z., (A.B.D.), leh. bu kadar.

yd

kıs. yard.

ye

zam. (eski) siz, sizler.

ye

bak. the.

yea

z., (eski), i. evet; bundan başka; i. olumlu cevap veya oy; olumlu oy veren.

yeah

z., k.dili. evet.

yean

f. kuzulamak; oğlak doğurmak. yean'ling kuzu; oğlak.

year

i. sene; bir gezegenin güneş etrafinda döndüğü müddet; çoğ. yaş, ihtiyarlık; çoğ. zaman. year after year her sene. a year and a day huk. bir sene bir gün. year by year seneden seneye. year in year out seneden seneye ; daima, her zaman. year of grace miladi sene. year of Hegira hicri sene. astronomical year, solar year güneş yılı (365 gün, 5 saat, 48 dakika, 45.5 saniye) .calendar year, civil year bir ocakta başlayan resmi sene. fiscal year mali sene. leap year artıkyıl. lunar year kamer yılı. school year öğretim yılı. sabattical year bak. sabattical.

year- round

s. bütün bir yıl boyunca.

yearbook

i. yıllık, salname.

yearling

s., i. bir yıllık; i. bir yaşında hayvan yavrusu.

yearlong

s. sene boyunca devam eden.

yearly

s., z. yılda bir olan, yıllık; bir yıl süren; z. yılda bir.

yearn

f. hislenmek; müteessir olmak; sevgi beslemek. yearn for arzulamak, özlemek.

yearning

i. arzu, özlem. yearningly z. özlem çekerek.

yeast

i. maya,bira mayası;coşkunluk,heyecan;köpük. yeast cake kuru maya somunu.yeast'y s. mayalı, mayaya benzer;köpüklü;ehemmiyetsiz,boş,manasız.

yegg

i., (argo) hırsız,kasa hırsızı.

yell

f., acı acı bağırmak,haykırmak,çığlık atmak;tempo ile bağırarak taraf tutmak; i. haykırış, çığlık, tempo ile haykırış ve alkış.

yellow

s.,i.,f. sarı renkli; rengi sararmış; k.dili. korkak, alçak, namussuz; heyacan yaratan (gazete); kıskanç; i. sarı boya, yumurta sarısı; çoğ., tıb. sarılık; çoğ.(eski)kıskaçlı, haset; f.sararmak, saratmak. yellow atrophy tıb. karaciğeri sarartan tehlikeli bir hastalık. yellow dog it aşağılık kimse. yellow-dog contract kontrat süresince sendika ile ilişkisi olmayacağına söz vermek. yellow fever sarı humma. yellow jack karantina alameti olan sarı humma. yellow jacket yaban arısı. yellow journalism aşağı cinsten gazetecilik,yaygaracı gazetecilik. yellow peril sarı ırkın dünyayı istila edceği farz olunan tehlike. yellow race sarı ırk, mongolit ırkı. yellow streak korkaklık eğilimi. yellowish s. sarımtırak. yellowness i. sarılık.

yellow-bellied

s.,(argo) ödlek, korkak; sarı göğüslü(kuş).

yellowbird

i. bir çeşit sarı kuş.

yellowhammer

i. sarıcık, zool. Oriolus;sarı kiraz kuşu, zool. Emberiza citrenella.

yelp

f., i. kesik kesik ve acı acı havlamak, kesik kesik havlayış.

yemen

i. Yemen.

yen

i.(çoğ. yen) japon parası.

yen

i., f., k.dili. derin arzu, hasret, özlem,sevda, iştiyak; f. hasret çekmek.

yenisei

i. Yenisey nehri.

yeoman

i. (çoğ. yeomen)s. savaş gemisinde katiplik eden küçük rütbeli subay;(eski) köy ağası, toprak sahibi; küçük çiftçi; s. bahriye subayı ile ilgili. yeoman service sadakatle hizmet. yeomanly s. sadakatle yapılan büyük hizmete dair;cesur.

yeomanry

i. köy ağaları, küçük toprak sahipleri; İng. (eski) çiftçilerden meydana gelen gönüllü süvari alayı.

yerba

i. Paraguay çayı.

yes

z., i. (çoğ. -es, -ses) evet, hay hay; hatta, bile; i. olumlu cevap. yes man k.dili. kavuk sallayan kimse, evet efendimci.

yeshiva

i. musevi din okulu.

yester-

(önek) dünkü, geçen

yesterday

i., z. dün.

yesterevening

i. dün akşam.

yestermorning

i. dün sabah.

yesternight

i., (eski) dün gece.

yesterweek

i. geçen hafta.

yesteryear

i. geçen sene; eski zaman.

yet

z., (bağlaç) henüz, şimdiye kadar; hala; bir kat daha; yine, nihayet; bile; (bağlaç) amma, ancak, lakin; ve yine; gerçi; bununla beraber. as yet şimdiye kadar. just yet hemen, derhal. not as yet henüz değil.

yeti

i. Tibette yaşadağı farz olunan korkunç kar adamı.

yew

i. porsuk ağacı, bot. Taxus bacata.

yezidi

i. Yezidi.

yiddish

i., s. İbranice ile karışık bir Alman lehçesi, Eskenazi dili; s. Eskenazi diline ait.

yield

f., i. vermek, ödemek; mahsul vermek; teslim etmek; kabul etmek; teslim olmak; dayanamayıp baş eğmek; bel vermek, çökmek; yol vermek; i. ürün, mahsul, rekolte, hasılat; ask. atom bombasının kiloton ile belirtilen patlama kuvveti.

yin

i. Çin felsefesine göre hayatın aslını oluşturan dişil elaman.

yip

f., i. havlamak; i. havlama.

yip, yippie

i., k.dili. solcu hippi.

yipe

(ünlem) ay! of!

yodel, yodle

f., i. tirol ve İsviçre dağlıları tarzında pesten tize ve tizden pese ani atlayışlarla geçerek türkü çağırmak; böyle çağırılan türkü.

yoga

i. Yoga.

yogh

i. orta ingilizcede y, w, c, gh seslerini belirtmek için kullanılan harf.

yogi

i. yoga felsefesine kendini vermiş kimse, yogi.

yogurt

i. yoğurt.

yoicks

(ünlem) haydi!

yoke

i., f. boyunduruk; sakaların omuz sırığı; bağ, esaret; yeke; çatal; nigah rabıtası gibi bağ; hizmet, kulluk; boyunduruğa koşulmuş çift hayvan; evlendirmek; bağlamak; çalışmak. yoke of oxen bir çift öküz. yoke of a rudder dümenin boyunduruk yekesi. throw off the yoke kölelikten kurtulmak.

yokefellow, yokemate

i. koldaş, iş veya hayat arkadaşı.

yokel

i. köylü, çiftçi yamağı; hödük.

yolk

i. yumurta sarısı; yapağı yağı.

yom kippur

Musevilikte Kefalat Günü.

yon

s., z., (şiir) ötedeki, oradaki; z. ötede, orada.

yonder

s., z. ötedeki; ötede.

yoo-hoo

(ünlem) Hey, buraya bak!

yore

i. geçmiş zamanlar. of yore eski zamanlarda olan. in days of yore bir varmış bir yokmuş.

yorkshire puddig

rosto ile birlikte pişen bir çeşit hemur işi.

you

zam. siz, sizler, sen; seni, size. what's it to you? sana ne?

you'd

kıs. you had, you would.

you'll

kıs. you will.

you've

kıs. you have.

you-all

zam., (A.B.D.), leh. sizler, hepiniz.

young

s., i. genç, küçük; taze; çocuk olan, yavru; i. yavru, yavrular. young blood gençlik. with young gebe.

youngling

s., i. genç; i. genç çocuk; taze fidan; acemi kimse.

youngster

i. çocuk;delikanlı; yavru.

younker

i. genç, küçük bey; şovalye; (eski) genç çocuk.

your

zam., s. senin, sizin, kıs. yr.

yours

zam. seninki, sizinki. yours sincerely, yours truly hürmetle, saygılarımla. yours truly k.dili. ben.

yourself

zam. (çoğ. -selves) kendiniz, kendin; kendi kendinize. be your self tabii olunuz. behave yourself. pull yourself together kendine gel.

youth

i. ( çoğ. youths) delikanlı, genç adam.

youth

i. gençlik; gençler. the flower of youth gençliğin baharı. youth hostel genç yuristler için ucuz otel.

youthful

s. genç; dinç; gençliğe yakışır.

yowl

i., f. ulumak, uluyuş; f. ulumak.

yoyo

i.,s., f. yoyo; ahmak kimse; s. değişen, değişken; f. değişmek, değişken olmak.

yr

kıs. year, your.

yrs

kıs. years, yours.

yttrium

i., kim. itriyum. yttria i., kim. itriyum oksidi.

yucca

i. avize ağacı, bot. Yucca gloriosa.

yugoslavia

i. Yugoslavya. Yugoslav i., s. Yugoslav.

yuk

i., f. (-ked, -king) (A.B.D.) (argo) kaba gülüş; f. kabaca gülmek.

yule

i. Noel, Noel mevsimi. yule log Noel gecesi merasimle ocağa atılan iri kütük.

yuletide

i. Noel mevsimi.

yummy

s., (argo) lezzetli, tatlı.

yurt

i. yurt, keçe çadır; yurda benzer yuvarlak bina.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL