NE ARAMIŞTINIZ?

flu ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: flu
Bulunan Sonuç: 40

flu

(i)., (k).dili grip, enflüanza.

flubdub, flubdubbery

(i). (A.B.D)., (k).dili safsata saçma; züppelik.

fluctuate

(f). düzensiz bir şekilde değişmek, bir kararda olmamak; kararsız olmak, tereddüt etmek; (tic). değişmek, tahavvül etmek. fluctua'tion (i). düzensiz değişim.

flue

(i). ocak bacası, baca; hava veya gaz borusu.

flue

(i). hafif tüy.

flue

(i). bir çeşit balık ağı.

fluency

(i). ifade düzgünlüğü, fesahat, akıcılık.

fluent

(s). akıcı açık, düzgun, fasih, beliğ, pürüzsüz; sürükleyici (ifade, söz, yazı). fluently (z). akıcı olarak, purüzsüzce, kolaylıkla.

fluff

(i)., (f). hafif tüy kırpıntı; kuştüyü, yumuşak kürk; yüzdeki ince tüyler, ayva tüyü; (k).dili sahnede kötü okunan bir şey; (f). silkinip tüylerini kabartmak; söyleyeceği sözü unutmak veya yanlış okumak. fluffiness (i). tüy gibi yumuşak olma. fluffy (s). tüy gibi yumuşak, kabarık.

flügelhorn

(i)., (müz). kornet gibi nefesli bir çalgı.

fluid

(s)., (i). akışan, seyyal: akıcı, sıvı mayi, sulu: (i). sıvı veya gazlı madde. fluid'ity (i). akıcılık, seyyal oluş.

fluidounce

(A.B.D). 29,57 cc: ing 28,41 cc.

fluke

(i)., (f). talih, rastlantı, tesadüf: (f). şansla isabet etmek; tesadüfen kaybetmek veya kazanmak. fluky (s). tesadüfe dayanan, şansa bağlı; kararsız, dönek, sağı solu belli olmayan.

fluke

(i),, (den). gemi demirinin tırnağı veya ona benzer şey: ok ve mızrak damağı veya dikeni; balina kuyruğunun yassı parçalalarından her biri.

fluke

(i). dilbalığı, yassı bir balık: yaprak şeklinde ve yassı bir parazit kurt. fluke worm hayvanların karnında bulunan bir kurt, şerit.

flume

(i)., (f). değirmen altında bulunan su yolu; (A.B.D). çay veya ırmak akan dar boğaz; (f). böyle bir boğazdan geçirmek, kanal vasıtasıyla ırmak veya gölden su akıtmak.

flummery

(i). keşkeğe veya bulgur pilavına benzer bir yemek; muhallebi gibi bir çeşit meyvalı ve yumurtalı tatlı; tatsız şey, anlamsız kompliman, boş laf.

flummox

(f), argo şaşırtmak.

flump

(f)., (i)., (k).dili ağır bir şeyi birden bırakıvermek; çökmek; (i). ağır bir şeyin düşmesinden hâsıl olan ses.

flung

(f)., (bak). fling.

flunk

(f)., (i)., (A.B.D)., (k).dili başarı kazanamamak, kalmak, slang çakmak; sınavda bırakmak (öğretmen); (i). sınav veya sınıfta kalma. flunk out başarısızlıktan dolayı okulu bırakmak veya bıraktırmak.

flunky

(i). dalkavuk, slang yağcı; uşak, hizmetçi.

fluorescence

(i)., (fiz). bazı cisimlerin ışık ve röntgen ışınlarına arzedilince kendiliklerinden çeşitli renklerde ışıklar saçma niteliği, flüorışı. fluorescent (s). böyle bir niteliğe sahip olan.

fluoride

(i)., (kim). flüor ile başka bir elemanın bileşmesinden meydana gelen kimyasal karışım.

fluorine

(i)., (kim). flüor.

fluorite

(i). kalsiyum flüorürü; (bak). fluorspar.

fluoroscope

(i). floroskop.

fluorspar

(i). mermer gibi güzel bir çeşit taş.

flurry

(i)., (f). birden esip kısa süren rüzgâr; hafif sağanak, geçici hafif kar veya yağmur; telaş, heyecan, acele; borsada geçici bir faaliyet; (f). telâşa düşürmek, telâşa vermek, heyecanlanmak; (colloq). iki ayağını bir pabuca sokmak; sinirlendirmek.

flush

(f)., (i). kanatlanıp uçmak, ürkmüş kuş gibi uçmak: ürkütüp kaçırmak (özellikle av kuşu): (i). birden ürkütüp kaçırılan kuşlar.

flush

(s)., (f)., (z). dopdolu, taze: bol, mebzul, bereketli, cebinde çok para taşıyan: bir seviyede, düz: güvertesi baştan kıça kadar düz olan (gemi): (f). düzlemek bir seviyeye getirmek; boşluklarını doldurup düzeltmek (duvar); (z). düz bir şekilde, yüzeyde tam.

flush

(f)., ; birden akmak, hücum etmek (kan); kızarmak; heyecanlandırmak: akıtmak, bol su ile temizlemek; kızartmak; (i). kızarma; ısınma, heyecan, galeyan, coşma, taşkınlık; kırmızılık, kızartı; ateş hararet, sıcaklık. Her face was flushed. Yüzü kıpkırmızıydı. in the first flush of passion ilk heyecanla, hislerin ilk coşkunluğuyla. flushed with victory zaferin verdiği şevk ve heyecanla dolu.

flush

(i)., iskambil floş, poker oyununda aynı renkten olan bir el kağıt.

fluster

(f)., (i). şaşırtmak, telâşa düşürmek şaşırmak, bocalamak,telâşlanmak; (i). heyecan, telâş, şaşkınlık, bocalama.

flute

(i)., (f)., (müz). flüt, flavta; (mim). yiv, oluk; (f). flüt çalmak: flüt gibi ses çıkarmak veya şarkı söylemek; (mim). yiv açmak, yivlerle süslemek. fluted column yivli sütun. fluting (i). yivli süs. flutist (i). flütçü, flavtacı. fluty (s). flut sesi gibi, flüt sesini andıran.

flutter

(f)., (i). kanatlarını çırpmak; titremek, sallanmak; çırpınmak, telâş etmek; titretmek, kımıldatmak; telâşa düşürmek, heyecan vermek; (i). titreme, heyecan, çalkalanma, çırpınma; telâş, asabiyet; (hav). kanat sarsıntısı; (tıb). titreme, kalp ritmi bozukluğu.

fluvial, fluviatile

(s). nehirlerle ilgili; nehirde hâsıl olan; nehirde yaşayan.

fluviomarine

(s)., (coğr). nehir ve denizin birleşik faaliyeti sonucunda hâsıl olan.

flux

(i)., (f). seyelân, akıntı; değişme; (fiz). akı; akış, cereyan; denizin meddi; eritici madde; emaye işinde kullanılan ve kolay eriyen bir çeşit cam; (f). akıtmak, eritmek: (tıb). akıntı vermek. flux density (fiz). elektrikli veya manyetik alanın gücü. fluxa'tion (i). akıtma, eritme.

fluxion

(i). akıntı, akma, cereyan; (mat). bir miktarın değişme hızı. fluxional (s). akıntıya ait; değişen, kararsız.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş

Taksit seçeneklerini ödeme sayfamızda görebilirsiniz.

ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL