NE ARAMIŞTINIZ?

fin ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: fin
Bulunan Sonuç: 33

fin

(i). yüzgeç; yüzgece benzeyen sey; (den). salma omurga; (hav). sabit dikey yüzey. finback (i). bir çesit balina. fin keel (den). kotra omurgası. dorsal fin (zool). sırt yüzgeci. pectoral fin (zool). göğüs yüzgeci.

finagle

(f)., (k).dili hile yaparak elde etmek; aldatmak, kandırmak.

final

(s)., (i). son, nihai; kati, kesin; sonuncu; (i)., (matb). son baskı; (çoğ)., spor kesin sonuç veren oyun, final, bir spor karşılaşmasmın son ve kati denemesi; sömestre sonu imtihanı. finally (z). nihayet, sonunda. final cause nihai maksat, son gaye.

finale

(i)., (müz). final, bitiş.

finalist

(i)., spor finale kalan yarışmacı, finalist.

finality

(i). kesinlik, katiyet; nihai oluş.

finalize

(f). bitirmek, son şeklini vermek.

finance

(i)., (f). maliye, mali işler; (çoğ). mali durum; gelir; (f). bir kimsenin veya müessesenin mali işlerini idare etmek; bir işin masraflarını karşılamak; mali teşebbüslere sermaye yatırmak veya temin etmek. financial (s). mali. financial engagements mali taahhütler, akçalı yüklenmeler. financially (z). mali bakımdan.

financier

(i). maliyeci, sermayedar; banker.

finch

(i)., (zool). ispinoz (kuş).

find

(f). (i). bulmak, keşfetmek; anlamak, sezmek; tedarik etmek; arayıp bulmak; ulaşmak, erişmek; (i). buluş, bulunmuş şey, bulgu, keşif. find expression ifade edilmek; kendini göstermek. find fault (with) kusur bulmak. find for the plaintive (huk). davacı lehine karar vermek. find guilty suçlu çıkarmak, mahkum etmek. find oneself olmak; kendini bulmak, kendine gelmek. find one's feet durumu düzeltmek, kendini geçindirecek hale gelmek, istidatlarını geliştirmek. find out öğrenmek, haberdar olmak, farkına varmak, anlamak. find wanting kusurlu bulmak, eksik bulmak. finder (i). bulucu; (astr). büyük teleskopa iliştirilen ve keşif vazifesini gören ufak teleskop; (foto). vizör. finding (i). bulunmuş veya keşfedilmiş şey; bulgu; sonuç, netice, karar.

findesiecle

(Fr). on dokuzuncu yüzyılın sonu; 1880-1910 devrinin özelliklerini arzeden. fin-de-siecle (s). çökmüş, soysuzlaşmış.

fine

(i)., (müz). son.

fine

(s)., (z)., (f). güzel, ince, zarif; (saf, katkısız, katışıksız, halis; hassas, ince ruhlu, duygulu; ala, mükemmel, üstün: berrak, açık; (z)., (k).dili güzel, hoş, iyi; (f). toz haline getirmek; güzelleşmek. fine arts güzel sanatlar. finedraw (f)., (terz). kumaşın iki kenarını görünmez surette birbirine dikmek; inceltmek (tel). finedrawn (s). inceltilmiş (tel), bütün ayrıntılarıyla düşünülmüş. in fine feather (k).dili havasında. finegrained (s)., (bot). ince damarlı (ağaç); (foto). ince tanecikli. fine-spoken (s). kibar bir şekilde konuşan. finespun (s). ince eğrilmis; aşırı derecede ince. fine-toothed comb ince dişli tarak. go over the matter with a fine-toothed comb meseleyi inceden inceye gözden geçirmek, ince eleyip sık dokumak. a fine distinction ince fark. afine lady hanımefendi. fine gold saf altın. My fine fellow ! Oğlum ! Yahu ! some fine day günün birinde. finely (z). inceden inceye, güzel bir şekilde. fineness(i). incelik, zarafet, güzellik; karışımdaki saf altın oranı.

fine

(i)., (f). para cezası; (f). para cezasına çarptırmak. finable (s). para ile cezalandırılabilir, para cezası verilebilir.

finery

(i). süs, şıklık; süslü giyim.

finery

(bak). refinery.

finesse

(i)., (f). incelik; kurnazlık, hile, ustalık; (f)., iskambil fines yapmak; ustalıkla durumu idare etmek.

finger

(i)., (f). parmak; parmak gibi şey; parmak boyu; (A.B.D). alkol ölçüsü; (f). parmakla dokunmak, el sürmek, parmakların arasına alıp oynamak, ellemek; çalmak, aşırmak; (A.B.D)., argo ele vermek; parmaklarla ince iş yapmak; (müz). parmakla çalgı çalmak, notaların hangi parmakla çalınacağını göstermek. fingerboard (i). keman veya ut sapı; piyano klavyesi. finger bowl sofrada parmak yıkayacak kap, el tası. finger post yön belirtmek için yol ağızlarına dikilen parmak şeklindeki levha. finger painting ıslak kâğıt üzerine parmaklar ve elin bütünü ile desenli resim yapma. fingerprint (i). parmak izi. finger tip parmak ucu. burn one's fingers bir kimsenin işine karışıp kendi başınaa dert açmak. get one's fingers on kapmak, el atmak. have a finger in the pie iştirak etmek, katılmak, çorbada tuzu bulunmak, işe karışmak. have at one's finger tips çok iyi bilmek. Iet slip through one's fingers elinden kaçırmak. My fingers itch to do it. Bu işi yapmak için sabırsızlanıyorum. şu işi bir an evvel yapsam. put one's finger on bulmak, doğru olarak gösterebilmek. put the finger on suç ortağını polise haber vermek, soyulacak evi seçmek; kurbanını seçmek. to the finger tips tırnaklarının ucuna kadar, tamamen. twist around one's little finger parmağının ucunda oynatmak.

fingering

(i). parmakla dokunma, yoklama; (müz). parmakları kullanma usulü.

fingerling

(i). parmak büyüklüğünde balık yavrusu.

finial

(i)., (mim). Gotik binaların tepelerindeki süs.

finical

(s). titiz, kılı kırk yaran, çok meraklı. finically (z). kılı kırk yararak, titizlikle.

finicking, finicky

(s). titiz, kılı kırk yaran, çok meraklı.

finis

(i). son, hitam, nihayet.

finish

(f)., (i). bitirmek, sona erdirmek; tamamlamak, ikmal etmek; terbiye etmek; mahvetmek; telef etmek, yıkmak; (k).dili yok etmek; bitmek, sona ermek, nihayet bulmak; (i). nihayet, son; en mükemmel durum, son iş, cila, rötuş. finish off veya up bitirmek. finish with ilişkiyi kesmek. finishing school genç kızları toplum hayatı için hazırlayan özel okul. fight to a finish sonuna kadar mücadele etmek. in at the finish sonunda iştirak eden.

finisher

(i). bitiren veya tamamlayan kimse, ikmal eden kimse; fabrikadan çıkacak mamullerin son işlerini yapan işçi veya makina; nihai darbe.

finite

(s). sınırlı, mahdut, sonu olan, biten, fani: ölçülebilir, sayılabilir; (mat). sonlu. finite verb (gram). mastar ve sıfat fiillerin aksine olarak fiilin belirli şahıs ve sayı gösteren şekli. finitely (z). sınırlı olarak. finiteness (i). fanilik.

fink

(i)., (A.B.D)., argo grevi bozan işçi, ihbar eden işçi, muhbir, ele veren işçi, oyun bozan işçi; hoşa gitmeyen kimse.

finland

(i). Finlandiya.

finn

(i), Finlandiyalı, Finli. Finnic (s). Finlandiya'ya veya Fin diline ait. Finnish (s).,(i). Finlandiya'ya mahsus; (i). Fin dili.

finnanhaddie, finnan haddock

bir çeşit tütsülenmiş mezit balığı.

finny

(s). balık gibi yüzgeçleri olan, yüzgece benzeyen; balıklara ait, balığı çok olan.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş

Taksit seçeneklerini ödeme sayfamızda görebilirsiniz.

ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL