NE ARAMIŞTINIZ?

win ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: win
Bulunan Sonuç: 62

win

f. (won, -ning) i. kazanmak, yenmek, galip gelmek; birinci gelmek; ele geçirmek, temin etmek; gönlünü kazanmak; gayesine erişmek; fethetmek; (maden veya kömür) çıkarmak; i. zafer, yengi, başarı; kazanç; birinci gelme. win by a head yarışta bir at başı farkı ile kazanmak. win hands down kolayca kazanmak. win one over kendi fikrini kabul ettirmek. win ones spurs kişiliğini kabul ettirmek. win out başarmak. win the day, win the field savaşı kazanmak galip gelmek. win the toss yazı veya tura atmada kazanmak. win through sonuca ulaşmak.

wince

f., i. acısı duyulan veya korkulan bir vuruştan ürküp çekinmek; i. ürkme, çekinme.

winch

i., f. vinç, bocurgat; f. vinçle çekmek.

wind

f. (wound) i. döndürmek; sarmak; çevirmek; kurmak (saat); dolaşmak; geri dönmek; gizli gizli sokulmak; sarılmak; eğrilmek; bükülmek; i. dönemeç, yolun döndüğü yer; kurma .wind down yavaslamak; açmak (araba penceresi) .wind its way dolaşıp gitmek. wind off bir çark veya iğden boşaltmak veya diğerine sarmak (iplik). wind up toplayıp sarmak; bitirmek, halletmek, sonuçlandırmak; makara veya vinç ile kaldırmak; kapatmak (araba penceresi); (beysbol) topu atmak için kolu yukarı kaldırmak.

wind

i. ruzgar, yel, hava; kasırga, hortum, bora; havanın estiği yön; havanın getirdiği koku, nefes; haber; soluk, nefes; boş laf; çoğ. orkestrada nefesli çalgılar; bağırsakta gaz. in the wind olmakta, patlamak üzere; kafası dumanlı, sarhoş. in the wind's eye tam rüzgara karşı. break wind yellenmek, osurmak. get wind of sezmek, haber almak, duymak, ipuçlardan anlamak. have the wind of rüzgar yönünde olmak; kokusunu almak; üstün durumda olmak. have ones wind up tetik durmak. sail close to the wind hemen hemen rüzgâra karşı gitmek; tehlikeyi göze almak; az parayla geçinmek. wind gap dağ silsilesi içinde akarsuyun geçmediği boğaz. wind gauge tüfekte rüzgar ayarı. wind instrument nefesli çalgı. wind rose rüzgargülü. wind scale ruzgâr cetveli. wind tunnel hava deneme tuneli. an ill wind felâket, şanssızlık. fair wind elverişli ruzgâr. fling to the winds saçıp dağıtmak, atmak. foul wind aksi rüzgâr, fırtınalı ruzgar. go like the wind ruzgar gibi hızlı gitmek. high wind kuvvetli rüzgâr. in the teeth of the wind şiddetli rüzgâra karşı. into the wind rüzgâra karşı. take the wind out of one's sails yelkenlerini suya indirtmek. the four winds dört yönden esen rüzgârlar; dört taraf. trade winds alizeler. It's an ill wind that blows no good Her işde bir hayır var. There is something in the wind Ortalıkta bir şeyler dönüyor.

windage

i. hızlı giden bir şeyin meydana getirdiği rüzgâr; rüzgâr etkisiyle yön değişmesi (mermi); tüfek namlusu ile mermi arasındaki çap farkı; den. geminin rüzgâra maruz kalan yüzeyi.

windbag

i., k.dili. dillidüdük, çalçene kimse; çenesi düşük kimse, geveze kimse; körük; (argo) göğüs.

windblown

s. rüzgâr ile savrulmuş; rüzgâr etkisiyle meyilli büyumüş (ağaç); kakül şeklindeki.

windborne

s. rüzgârın taşıdığı.

windbreak

i. rüzgârdan koruyan ağaç kümesi veya çalılık, ruzgâr çiti.

windbreaker

i., tic. mark rüzgâra karşı koruyan spor ceket.

windbroken

s. soluğan (at).

windburn

i. ruzgârdan meydana gelen deri kızarıklığı, rüzgâr yanığı.

winddried

s. rüzgârla kurutulmuş.

winded

s. soluğu kesilmiş, soluksuz.

winder

i. saat kurgusu; sarılgan asma.

windfall

i. umulmadık yerden gelen para veya yardım; ağaçtan düşmüş meyva; ağaçları rüzgâr etkisiyle devrilmiş koru.

windflower

i. Manisa lâlesi, dağ lalesi, anemon, bot. Anemone.

windgall

i. atlarda bilek şişmesi.

winding

i., s. sarmal sargı; dönemeç; dolambaç; elek. bobin, bobin dolamı, dolam; s. sarmal; dolambaçlı; sarılgan. winding sheet kefen.

windjammer

i., den. yelkenli gemi; yelkenli tayfası; (argo) geveze kimse, dillidüdük.

windlass

i., f. bocurgat, ırgat; f. ırgatla çekmek.

windless

s. durgun, rüzgarsız.

windmill

i. yeldeğirmeni. fight windmills hayali haksızlıklarla mücadele etmek, donkişotluk yapmak.

window

i. pencere; pencere çerçevesi. window blind güneşlik. window box pencerenin dış tarafına konulup içine çiçek ekilen sandık. window dressing vitrin dekorasyonu; gösteriş, göz boyama. window frame pencere çerçevesi. window sash pencerenin açılır kapanır veya aşağı yukarı sürülür çerçevesi. window seat pencere rafı, pencere içinde oturulacak yer. window sill pencere eşiği. bay window cumba penceresi; (argo) göbek. dormer window tavan arası penceresi. windowred s. pencereli.

windowpane

i. pencere camı.

windowshop

f. vitrin gezmek.

windpipe

i. nefes borusu.

windrow

i., f. tarlada sıra sıra yere yatırılmış ekin; rüzgar sürüklemesiyle meydana gelmiş yaprak sırası; tohum ekmek için açılan saban izi; ağaçları rüzgârda devrilmiş arazi; f. tırmıkla dizi haline getirmek.

windscreen

i., ing., oto. ön cam.

windshield

i., oto. ön cam.

windsock

i., meteor. rüzgâr hortumu.

windsor

i. ingiltere'de Windsor şehri; Büyük Britanya kral ailesinin soyadı. Windsor chair tahta çubuklardan yapılmış bir çeşit rahat sandalye.

windstorm

i. kasırga.

windswept

s. rüzgâra açık.

windup

i. kapanış, bitiş; son kısım; (beysbol) topu atmak için kolu kaldırma.

windward

s., i., z. rüzgâr üstü tarafındaki; i. rüzgâr üstü; z. rüzgâr üstünde. to windward of den. üstün durumda.

windy

s. rüzgarlı, rüzgarı çok; rüzgar gibi, değişken; fırtınalı; hızlı; gaz yapan; havai; geveze; övüngen. windiness i. rüzgarlılık; gevezelik.

wine

i., f. şarap; meyva şarabı; f. şarap içirmek, şarap içmek. wine cellar şarap mahzeni. wine measure şarap ölçü sistemi. wine merchant şarap tüccarı. wine stone şarap fıçısının dibinde kalan asit tartarik, kefeki taşı. wine vinegar üzüm sirkesi. wine and dine yedirip içirmek, ağırlamak, ikram etmek. Adam's wine su.

winebibber

i. ayyaş, bekri kimse.

winecolored

s. kırmızı şarap renkli.

wineglass

i. şarap kadehi.

winegrower

i. bağcı.

winepress

i. üzüm cenderesi.

wineskin

i. şarap tulumu.

winetaster

i. şarap eksperi.

wing

i., f. kanat, cenah; kol; uçuş; uçuşan şey; kapı kanadı; açıkta oynayan futbolcu; mim. binanın yan çıkıntısı; ek bina; tiyatro yan oda; ask. ve den. kol; f. uçmak, kanatlanmak; kanat takmak; tüy takmak; uçurmak; uçarak götürmek; uçarak geçmek; yan parçalarını koymak; kanadından yaralamak; k.dili. yaralamak. wing case biyol. böcek kanadının kabuğu. wing chair arkası ve yanları yüksek koltuk. wing collar resmi elbiseyle giyilen gömleğin uçları kıvrık yakası. wing commander ing. hava filosu kumandanı. wing loading kanat yükü. wing nut kelebekli somun. clip one's wings kanatlarını kırpmak; engel olmak . on the wing uçmakta; hareket halinde; gitmek üzere. on the wings of the wind çok hızlı. sprout wings kanatlanmak. take wing kanatlanmak, uçup gitmek. under one's wing himayesi altında. win one's wings hav. ehliyet almak. wingless s. kanatsız. wing'let i. kanatçık. wing'y s kanatlı; tez, kuş gibi.

wingfooted

s. ayakları kanatlı; çabuk koşar; zool. ayakları uçmaya yarayan.

wingspread

i. açık kanatlar arasındaki mesafe.

wink

f., i. göz kırpmak; göz kırparak işaret etmek; pırıldamak; i. göz kırpma; göz işareti; bir göz açıp yumma süresi, lahza; pırıltı. wink at görmezlikten gelmek. I can't sleep a wink Hiç uyuyamıyorum. forty winks k.dili. şekerleme, kısa uyku, kestirme . take forty winks şekerleme yapmak, kestirmek.

winker

i., (argo) kirpik; atlara mahsus meşin göz siperi.

winkle

i. bir çeşit deniz salyangozu.

winning

i., s. kazanma, galip gelme; gen. çoğ. kazanç, kazanılan para; s. kazanan, galip; cazip, alıcı, sevimli, hoş. winning stroke başarı kazandıran vuruş. winningly z. cezbederek, cazip bir şekilde.

winnow

f., i. buğdayı savurup tanelerini ayırmak; inceleyip ayıklamak; elemek; rüzgâr ile dağıtmak; kanatlarını çırpmak, uçmak; i. harman savurma küreği, yaba, harman savurma. winnowing machine harman savurma makinası.

wino

i. (çoğ. -noes, -nos) A.B.D., (argo) şarap içen ayyaş.

winsome

s. sevimli, hoş; neşeli, şen; çekici, alımlı. winsomely z. sevimli şekilde. winsomeness i. sevimlilik; çekicilik.

winter

i., f., s. kış; soğuk hava; tatsız günler; (şiir) ihtiyarlık; f. kışı geçirmek, kışlamak; kışlatmak; s. kışla ilgili, kışlık. winter cactus subayra, bot. Epiphyllum grandiflora. winter cherry güveyfeneri, bot. Physalis alkekengi. winter quarters kışlık yer; kışla. winter season kış mevsimi. winter sports kış sporları. winter squash balkabağı, kış kabağı, helvacıkabağı, bot. Cucurbita maxima. winter wheat son baharda ekilip yazın biçilen buğday. a hard winter şiddetli kış, karakış. a mild winter hafif kış. an open winter havaların iyi gittiği kış. depth of winter kış ortası, karakış, zemheri.

wintergreen

i. keklik üzümü, pirola, bot. Gaultheria procumbens.

winterkilled

s. soğuktan kurumuş.

wintry , wintery

s. kışa benzer; kışa yakışır; soğuk. wintrily z. kış gibi. wintriness i. kışa benzerlik.

winy

s. şarap tadındaki, şaraba benzer.

winze

i. maden ocağında iki ana geçit arasındaki meyilli kısa dar geçit.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş

Taksit seçeneklerini ödeme sayfamızda görebilirsiniz.

ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL