NE ARAMIŞTINIZ?

out ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: out
Bulunan Sonuç: 84

out

önek fazlasıyle, (öbüründen) daha iyi, daha çok: outstay, outbid outdrink.

out

z., edat, i., ünlem, s., f. dışarı dışarıda; dışarıya; dışında; arasından; meydana, ortaya; sız (kalmış); bütün bütün, tamamen: sonuna kadar; yüksek sesle; edat dışarıya, dışarıda; i. işinden çıkarılmış yenik parti üyesi; bahane, çözüm yolu; beysbol vurucunun sırasının bitmesi; muhalif kimse; matb. mürettip tarafından atlanmış kelime; ünlem Dışarı! Defol!; s. dışarıdaki, dış; top oyun larında vurucu olmayan; anormal; kullanılmaz; zararda olan; yanılmış; f., eski kovmak. kapı dışarı etmek; argo vurup düşürmek, nakavt etmek; meydana çıkmak, aşikâr olmak. out and away pek çok, fersah fersah. out and out bütün bütün, tamamen, her yönüyle. out of breath nefesi kesilmiş, soluk soluğa. out of commission bozuk. out of countenance utanmış. out of danger tehlikeyi atlatmış. out for a good time eğlence peşinde. out of order bozuk; düzensiz veya sırasız. out of patience sabrı tükenmiş. out of pocket sarfedilmiş, cepten çıkmış. out of print mevcudu bitmiş (kitap). out of reach el erişmez, uzak. out of season mevsimsiz, vakitsiz. out of sorts rahatsız, keyifsiz; dargın. out of spirits canı sıkkın, neşesiz. out of things uzaklaşmış, uzaklaştırılmış. out of time müz. vuruşa uygun olmayan. Out with it! Haydi söyle! Anlat! cry out yüksek sesle bağırmak, haykırmak. die out sönmek: nesli tükenmek. pass out dağıtmak; bayılmak; toplantıdan sıra ile çıkmak (öğrenciler). pour out boşaltmak. time out of mind öteden beri, eskiden beri. tired out çok yorgun, bitkin. at outs (with) dargın. far out, way out argo şahane, harika. He is out to lunch. Yemek için dışarı çıktı. Latin has gone out as a spoken language. Latince konuşma dili olmaktan çıktı. The fire is out. Yangın söndü. The stars are out. Yıldızlar görün- mekte.

outasight

s., argo şahane.

outbalance

f. daha ağır gelmek (tartı): geçmek, daha üstün gelmek.

outbid

f. (-bade, -bidden, -bidding) açık artırmada fiyatı artırmak, fazla fiyat vermek.

outboard

s., den. takma motorlu, dıştan motorlu. outboard motor takma motor.

outbound

s. şehirden veya limandan dışarı giden (tren veya gemi).

outbreak

i. feveran, patlama, patlak verme, isyan; baş gösterme, çıkma.

outbuilding

i. ek bina.

outburst

i. birdenbire patlayış, patlak verme; feveran.

outcast

i., s. toplumdan atılmış kimse; serseri kimse; s. mahrum bırakılmış.

outcaste

i. Hindistanda kast dışı olan kimse, parya.

outclass

f. üstün olmak, üstün gelmek.

outcome

i. sonuç.

outcrop

i. bir arz tabakasının yeryüzüne çıkması; bu suretle çıkıp görünen kaya.

outcry

i. haykırış, çığlık, bağırış.

outcry

f. başkasından daha çok bağırmak, bağırarak başkasının sesini bastırmak.

outdate

f. geçersiz kılmak.

outdistance

f. geçmek.

outdo

f. üstün gelmek, geçmek.

outdoor

s. dışarıda yapılan.

outdoors

z. i. dışarıya; dışarıda, açık havada; i. açık hava.

outer

s., i. dıştaki; dışarıdaki; i. hedef merkezi çevresindeki dairenin dış kısmı.outer space yıldızlar ve gezegenler arasındaki boşlukç outermost s. en dıştaki.

outface

f. birinin yüzüne yıldırıncaya kadar bakmak; karşı durmak, meydan okumak.

outfield

i., beysbol, kriket iç sahanın dış tarafı veya orada oynayan oyuncular. outfielder i. dış saha oyuncusu.

outfit

i., f. (-ted, -ting) takım donatısı; gereçler; A.B.D., k.dili askeri birlik; bir zaman için ihtiyacı karşılayan giyecekler; f. donatmak, gereçlerini sağlamak.

outfitter

i. teçhizatçı; giyim eşyası satan kimse.

outflank

f. yandan geçip arkasına varmak.

outfox

f., A.B.D., k.dili daha atik davranıp galip gelmek, kurnazlık etmek.

outgo

i. masraf, sarfedilen para.

outgo

f. (-went, -gone) geçmek.

outgoing

s., i. sempatik dost tavırlı; giden, çıkan; i. gidiş, çıkış.

outgrow

f. (-grew, -grown) büyüdükçe giysileri küçük gelmek; zamanla bırakmak veya vaz gecmek.

outgrowth

i. bir başka şeyden gelişerek büyüyen şey; fazlalık; doğal bir sonuç veya gelişme.

outguess

f. önceden tahmin edip galip gelmek.

outhouse

i. ayrı kulübede apteshane; çiftlikte asıl binadan ayrı ufak bina; çoğ. müştemilat.

outing

i. gezinti. outing flannel fanila, fanilaya benzer pamuklu kumaş.

outlandish

s. tuhaf, acayip; k.dili saçma, uzak.

outlast

f. -dan çok dayanmak.

outlaw

i., f. kanuna karşı gelen kimse; kanuni haklardan yoksun bırakılmış kimse, sürgün; f. yasaklamak; kanun dışı ilan etmek; kanuni haklardan yoksun bı- rakmak.

outlawry

i. kanuna karşı gelme; kanun dışı kılma.

outlay

i. masraf, giderler; harcama.

outlet

i. dışarı çıkacak yer, kapı; yol, ağız, delik; elek fiş.

outline

i., f. resim veya haritanın ana hatları; taslak; f. taslağını çizmek.

outlive

f. birinden fazla yaşamak.

outlook

i. görünüş, genel görünüş, manzara; seyredilen yer.

outlying

s. uzakta bulunan, sınır dışındaki.

outmoded

s. demode, modası geçmiş.

outmost

s. en dışarıdaki.

outnumber

f. sayıca fazla gelmek.

outofdoors

z., i. dışarıda; i. dışarıda olan şey.

outoftheway

s. uzak, zor ulaşılan, sapa; acayip.

outpatient

i. ayakta tedavi edilen hasta.

outpost

i. ileri karakol mevkii.

outpour

i. dökülme, taşma, akma.

output

i. randıman, verim; elektrik enerjisi.

outrage

i. zulüm; rezalet; namusa tecavüz; hakaret.

outrage

f. fena surette bozmak, kötü davranmak; sövüp saymak; tecavüzde bulunmak.

outrageous

s. çok çirkin, pek fena; edebe aykırı; pek insafsız. outrageously z. fazlasıyle; taşkınca; rezilce. out rageousness i. rezalet.

outre

s., Fr. mübalağalı, abartmalı; acayip, garip.

outreach

i. uzama.

outrider

i. bir arabanın yanı sıra giden atlı uşak.

outrigger

i., den. avara demiri; patrisa mataforası; uskundra; dirsekli futa veya bunun ıskarmozu.

outright

z., s. sınırsız olarak, birden, yekten; bütün bütün, tamamen; dosdoğru; doğrudan dogruya; s. sınırsız; tam, bütün; devam eden; karşılıksız; düpedüz.

outrunner

i. bir arabanın önünde veya yanında koşan uşak.

outset

i. başlangıç.

outshine

f. başkasını gölgede bırakmak, daha fazla parlamak.

outshoot

f., i. vuruşta geçmek; dışarı uzamak; i. dışarı çıkan şey.

outside

i., s., z., edat dış taraf; dış görünüş; s. dış; azami, en fazla;z. dışarıda,dışarıya; edat dışında. at the outside k.dili azami, olsa olsa. outside of A.B.D., k.dili -dan başka.

outsider

i. bir grubun dışında olan kimse.

outsize

i., s. çok büyük boy; s. büyük boyda olan.

outskirts

i. varoş, civar, dış mahalleler.

outsmart

f., A.B.D., k.dili daha akıllı olup galip gelmek.

outspoken

s. sözünü sakınmaz, doğru sözlü, samimi.

outstanding

s. önemli, göze çarpan; kalmış (borç).

outstretching

s. yayılmış, serilmiş, uzanmış.

outstrip

f. (-ped, -ping) yarışta geçmek; herhangi bir şeyde üstün çıkmak.

outward

s., z., i. dış, harici; z. dışarıya doğru; görünüşte; i. dış, dış kısım; dıştaki alem; dış görünüş.

outwardly

z. dıştan; dışa doğru; dıştan görünüşe göre, görünüşte.

outwards

z. dışarıya doğru.

outwear

f. daha fazla dayanmak; yıpranmak; tüketmek.

outweigh

f. daha ağır gelmek.

outwit

f. daha akıllı olup galip gelmek.

outworn

s. fazla eskimiş.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL