NE ARAMIŞTINIZ?

gl ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: gl
Bulunan Sonuç: 111

gl

i., A.B.D, k.dili asker, er, nefer. G.l. Joe asker.

glabrous

s., anat., bot. düz, tüysüz, kılsız.

glace

s. üstü şekerle kaplanmış; parlak, glase marrons glace kestane şekeri.

glacial

s. buza ait, buzlu; buz devrine ait; kim. buza benzer. glacial drift buzulların taşıdığı taş ve toprak. gIacial period buzul devri.

glaciation

i. buzul ile kaplanma; buzulun yeryüzünün şeklini değiştirme etkisi.

glacier

i. buzul.

glacis

i., ask. şahra şevi.

glad

s. (-der, -dest) memnun, sevinçli; güzel, parlak; gülen, ferah. glad eye argo göz etme, gözle işaret etme. glad hand argo el sıkma, hoş geldiniz deme. glad rags argo bayramlık (giysi), en süslü elbise. gIadly z. memnuniyetle. gladness i. memnunluk.

gladden

f. sevindirmek; sevinmek.

glade

i. orman içindeki açıklık.

gladiate

s. kama şeklinde olan.

gladiator

i. gladyatör. gladiator'ial s. gladyatöre ait.

gladiola

bak. gladiolus.

gladiolus

i., bot. kılıç çiçeği, glayol, kuzgunkılıcı, kuzgun otu, keklik çiğdemi, bot. Gladiolus.

gladness

i. sevinç, neşe, memnuniyet.

gladsome

s. memnun, sevinçli, neşeli.

gladstonebag

bir çeşit yol çan tası, bavul.

glagoliticalphabet

bugün ancak Dalmaçya ve Hırvatistan'daki Katolik kiliselerinde kullanılan eski bir İslav alfabesi.

glair

i., f. yumurta akı; yumurta akından yapılmış çiriş; yumurta akına benzer yapışkan madde; f.böyle bir madde sürmek.

glance

f., i. göz atmak, göz gezdirmek; ima etmek; sıyırıp geçmek; i. bakış, nazar; ima; sıyırıp geçiş.

glance

i., mad. birkaç çeşit parlak ve kükürtlü mineral.

glandular

, glandulous s. gudde gibi, guddeye ait. glandular fever öpüşme hastalığı.

glans

i., anat. erkek tenasül uzvunun veya klitorisin (bızır) başı.

glare

f., i., s. göz kamaştıracak surette parlamak; çok parlak olmak (renk); göze çarpmak; yiyecekmiş gibi bakmak, dik dik bakmak; ateş püsküren gözlerle bakmak, dik dik bakış fırlatmak; i.göz kamaştırıcı ışık, parıltı; sahte ihtişam; keskin ve düşmanca bakış; s. düz, parlak, şeffaf. glare ice düz ve parlak buz.

glaring

s. dik ve düşmanca bakışlı; çok parlak, göz kamaştırıcı; apaçık, hemen göze çarpan. glaringly z. dik dik bakarak; göz kamaştıracak surette.

glary

s. çok parlak, pırıltılı, göz kamaştırıcı. glariness i. çok parlak oluş, pırıItı.

glass

i. cam; camdan yapılmış şey, bardak, kadeh; ayna; bir bardak dolusu; barometre; termometre; dürbün; mercek, adese glasses i., coğ. gözlük. gIass blower cam ve şişe imal eden kimse. glass cloth cam bezi; cam elyafından bir çeşit kumaş. glass culture cam altında bitki yetiştirme usulü. glass cutter cam kesici kimse veya alet, elmas. glass eye camgöz. glasshouse i. cam fabrikası; İng. Iimonluk, ser. glassman i. cam işleri satan kimse, züccaciyeci; cam imal eden kimse, camcı. glassware i. züccaciye. glass wool cam yünü. glass works i. cam fabrikası; cam süs eşyaları. a friendly glass dost ikramı bir kadeh içki. annealed glass tavlanmış cam. blown glass şişirilerek imal edilmiş cam. cheval glass endam aynası, boy aynası. cut glass billur, kesme kristal. ground glass buzlu cam; cam tozu. Iooking glass ayna. magni- fying glass pertavsız,büyüteç.pane of glass tek pencere camı. plate glass kalın ve pürüzsüz cam. spun glass ince tel haline getirilen cam, cam elyafı. stained glass renkli cam. glassful i. bir bardak dolusu, bir bardak. glassy s. cam gibi; anlamsız; dalgın, donuk.

glass

f. cam kaba koymak; cam gibi yapmak; camla kapatmak.

glasswort

i. deniz kenarında yetişen ve eskiden camcılıkta kullanılan tuzlu bir bitki.

glauber's salts

ecza. İngiliz tuzuna benzer müshil bir toz.

glaucoma

i., tıb. bir göz hastaIığı, gözde karasu hastalığı, glokom.

glauconite

i., min. bazı kalkerlerde yeşil taneler şeklinde rastlanan bir silikat, glokoni.

glaucous

s. sarımsı yeşil renkte olan; yeşilimsi mavi; bot. üstü toz gibi beyaz bir madde ile kaplı (üzüm, erik).

glaze

f., i. pencereye cam takmak; sırlamak, üstüne cam veya cam gibi bir tabaka geçirmek; cam gibi olmak; ince ve şeffaf bir tabakayla kaplamak; i. cam gibi sır, şeffaf sır perdah; cam gibi şey.

glazier

i. camcı; perdahçı, sırcı.

gleam

i., f. ışın, şua; hafif ve geçici ışık: parlaklık; f. ışın saçmak, pırıldamak. a gleam of hope bir umit ışığı. a gleam of humor bir nebze güldürecek şey. gleaming s. ışınlar saçan, pırıltılı, tertemiz; ara sıra güneşli ( hava).

glean

f. hasattan sonra başak toplamak; bağ bozumundan sonra kalan üzümleri toplamak; sabırla seçip ayırmak

glebe

i., şiir yer, toprak; İng. vakıf arazisi.

glee

i. çoşkunca neşe; müz. üç veya üçten fazla sesli şarkı. glee club böyle şarkılar söyleyen grup.

gleeful

s. şen, neşeli. gleefully z. neşe ile.

gleet

i., tıb. cerahatli hafif akıntı (gen. belsoğukluğundan).

glen

i. dağlar arasındaki dar dere yatağı, dere, vadi.

glenoid

s., anat. oyuklu, çukursu.

glib

s. (-ber, -best) fazla düşünmeden süratli olarak konuşan; içten olmasa da kolayca söylenen; çevik, yumuşak ve rahat hareket eden. glibly z. süratli konuşarak; çevik olarak. glibness i. konuşmada sürat, akıcılık; hareketlerde serbestlik.

glide

f., i. kaymak, kayıp gitmek, akmak, akıp gitmek, süzülmek; sessizce hareket etmek; yavaş yavaş değişmek; hav. motor kullanmadan havada uçmak; kaydırmak; i. kayma; dilb. sesin yavaş değişmesi.

glider

i. planor.

gliding

i. kayma, akış, süzülüş. gliding angle hav. süzülme açısı.

glim

i., argo ışık, lamba, mum, fener; göz. Douse the glim ! argo Lambayı söndür ! Lambaya püf de !

glimmer

f., i. parıldamak, hafif ışık vermek; i. parıltı, hafif ışık; zerre, nebze. a glimmer of hope ümit ışığı. glimmering i. zayıf ışık; ima, fikir edinme, seziş.

glimpse

i., f. bir an için görme, gözüne ilişme; f. çok az bir zaman için görebilmek.

glint

f., i. birden parlamak; fırlamak; i. parıltı, birden görünen ışık, çıkış.

glissade

i., f. kayma; buzlu dağ eteğinde kayma; dans ederken bir yana kayılarak yapılan figür; f. kaymak.

glissando

i., müz parmağı piyano tuşlarının üzerinden çabuk geçirerek çıkarılan ses; kayma.

glisten

f., i. pırıldamak; parlamak i. parıltı.

glitter

f., i. parıldamak, parlamak; göze çarpmak; i. parıltı, parlaklık; şaşaa, gösteriş. All that glitters is not gold. Parlayan her şey altın değildir. Görünüşe aldanmamalı. glittery s. parıldayan, parlak, şaşaalı.

gloaming

i. akşam karanlığı, ortalığın kararması.

gloat

f., gen. over ile şeytanca bir zevk duymak, bir diğerinin başarısızlığını zevkle seyretmek; Oh olsun ! demek.

glob

i. damla; topak .

global

s. bütün dünyayı kapsayan; küresel, cihanşümul.

globe

i., f. küre, top, yuvarlak; arz küresi, dünya; yetkisini belirtmek üzere hükümdarların taşıdığı altın top; dünya küresi modeli; f. küre haline koymak, küre şeklini almak. globefish i. kirpi balığı. globe flower i., bot. altın top. globetrotter i. durmadan dünyayı dolaşan kimse.

globose

s. küre şeklinde; küre şeklini andıran.

globular

s. küre şeklinde, küresel, kürevi; yuvarlardan meydana gelen.

globule

i. küçük yuvarlak, kürecik.

globulin

i., biyol., kim. globulin.

glockenspiel

i. orkestrada çan sesi çıkaran alet, tınlak.

glomerate

s. kümelenmiş, yığın halinde.

glomerule

i., bot. çiçek kümesi.

gloom

i., f. sıkıntı, can sıkıntısı; karanlık kasvet; kasvetli yer; f. canı sıkkın olmak, surat asmak; kararmak (hava); kederli olmak, meyus olmak; karartmak, kasvet vermek, kederlendirmek.

gloomy

s. karanlık; kasvetli; sıkıcı, sıkıntılı; ümitsiz. gloomily z. kasvetle, ümitsizce.

glorification

i. medih, övme, ululama, yüceltme, hamt, sena.

glorify

f. methetmek, övmek, göklere çıkarmak, büyültmek, yükseltmek, yüceltmek, ululamak, fazlasıyla büyültmek.

glorious

s. şanlı, şerefli, ünlü; parlak, muhteşem, mükemmel, fevkalade. gloriously z. şanla, şerefli olarak. gloriousness i. şanlı oluş, ihtişam.

glory

i., f. şeref, şan, şöhret; övünme; övgü, medih, sena, sitayiş: parlaklık, şaşaa, haşmet, ihtişam; celâl, izzet: güz. san. hale; f. iftihar etmek, övünmek, çok sevinmek; gururlanmak; güz. san. hale şeklini almak.

gloss

i., f. parlaklık: cilâ, perdah; bir ayıbı örtmek için yapılan gösteriş; dış güzellik; f. parlatmak, cilâ yapmak, yaldızlamak; parlamak, yaldızlanmak; over ile sahte bir şekilde gizlemek. glosslly z. parlak bir şekilde. glossiness i. parlaklık, cilâlı oluş. glossy s. parlak, cilâlı.

gloss

i., f. açıklama, şerh, haşiye, tefsir; satır aralarında verilen metin tercümesi; tevil, tahrif; f. açıklamak, şerhetmek, tefsir etmek, haşiye yazmak; yanlış tefsir etmek, tevil etmek, tahrif etmek.

glossal

s., anat. dile ait.

glossary

i. bir kitaba veya yazara ait lügatçe.

glossectomy

i., tıb. dilin tamamını veya bir kısmını kesme ameliyatı.

glossiness

i. parlaklık.

glossitis

i., tıb. dil iltihabı.

glosso

önek dil veya konuşma ile ilgili.

glossolalia

i. anlaşılmaz sesler veya sözler; bilinmeyen veya hayali bir dilde konuşma.

glossy

s. parlak, cilâlı.

glost

i. çanak çömlek imalâtında kullanılan kurşun sır.

glot

sonek lisan konuşabilen: tetraglot dört lisan bilen kimse.

glottal

s. gırtlaksı; glotise ait. glottal stop dilb. hemze.

glottis

i., anat. nefes borusunun ağzı, glotis.

glove

j., f. eldiven; f. eldiven giydirmek. fit like a glove eldiven gibi uymak, tam kalıbına göre olmak, biçilmiş kaftan olmak. handle with kid gloves kızdırmamak için (bir kimseye) yumuşak davranmak. glover i. eldivenci.

glow

f., i. ısıdan kızarmak veya beyazlaşmak, kor haline gelmek, yanmak; sıcak olmak, hararetli o!mak; kızarmak, kırmızılaşmak; şevke gelmek, alevlenmek; i. şevk, parlaklık, kızartı; hararet; ateş; şevk ve gayret. glowworm i. ateş böceği, yıldız kurdu, kandil böceği, zool. Zampyris noctiluca glowing s. kızarmış, hararetli; parlak. glowingly zöverek; heyecanla, hararetle.

glower

f., i. dik dik bakmak, öfke ile bakmak; i. öfkeli bakış.

gloze

f. tevil etmek, söze veya davranışa başka anlam vermek.

glucinum , glucinium

i. berilyum (eski ismi).

glucose

i. glikoz.

glue

i., f. tutkal; tutkal gibi yapışkan madde: f. tutkalla yapıştırmak: yapışıp kalmak. gluepot i. içine ısıtılacak tutkal kabı konulan kaynar su kabı. gluey s. tutkal gibi, yapışkan glueyness i. yapışkanlık.

glum

s. asık yüzlü, suratsız.

glumaceous

s., bot. kavuzlu.

glume

i., bot. kavuz, çayırgillerin başakçıklarında pul şeklinde bir çenek, gluma.

glut

f. (-ted, -ting) i. tıka basa doyurmak, ağzına kadar doldurmak; Iüzumundan fazla mal çıkarıp piyasayı boğmak; oburcasına yemek; i. bolluk, tokluk, piyasada fazla mal olması.

gluten

i. glüten. gluten bread glüten ekmeği, nişastası az ekmek. gluten flour glüten unu, nişastası az un.

glutinous

s. tutkal cinsinden, tutkala benzer.

glutton

i., zool. kutup porsuğu.

glutton

i. obur kimse, boğazına düşkün kimse, çok yiyen kimse, açgözlu kimse; haris kimse. gluttonous s. obur, açgözlü. gluttonously z. oburcasına.

gluttony

i. oburluk.

glycerine, glycerol

(glis'ırin, -ol) gliserin.

glycogen

i. glikojen.

glycol

i. glikol.

glycosuria

i., tıb. glikozüri.

glyph

i., mim. yapı tezyinatında oyuk şeklinde yiv, glif; oyma veya kabartma şekli.

glyptic

s. bilhassa kıymetli taş oymacılığına ait. glyptics i. kıymetli taş oymacılığı.

glyptography

i. kıymetli taş oyma sanatı. glyptograph'ic s. bu sanata ait.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL