NE ARAMIŞTINIZ?

fir ne demek Türkçe anlamı

Türkçe İngilizce sözlükte arama yapmak için ise tıklayabilirsiniz.


A B C D E F G H I J K L M N O P Q R S T U V W Y Z
Aranan Kelime: fir
Bulunan Sonuç: 13

fir

(i)., (bot). çam ağacı, köknar; bu ağacın tahtası. Scotch fir, yellow fir sarı çam, (bot). Pinus sylvestris. silver fir akçam ağacı, gümüşselvi, (bot). Picea pectinata.

fire

(i). ateş, alev; kıvılcım; yangın;cehennem, cehennem azabı; hararet, ısı, sıcaklık; hırs. fire alarm yangın zili, alarm. firearms (i). ateşli silahlar. fireball (i). akanyıldız; top şeklindeki şimşek; atom bombası patladığında hasıl olan ateş topu; (A.B.D)., (k).dili enerjik kimse. fireboat (i). yangın söndürme gemisi. firebrand (i). alevli odun parçası, meşale, öksü; fesatçı, kundakçı, tahrikçi. firebreak (i). ,(A.B.D).orman yangınının yayılmasını önlemek için ağaçları kesilen bölge. fire brick ateş tugğası. fire brigade itfaiye teşkilatı. fire bucket yangın söndürmeye mahsus su kovası. fire bug (A.B.D)., (k).dili kasten yangın çıkarma egilimi olan deli. fire control (ask). gemi veya istihkam top ateşini idare sistemi. firecracker (i). kağıt fişek, torpil. firedamp (i). kömür madenlerinde hâsıl olan kolay ateş alır gaz, metan. fire department itfaiye teşkilatı. firedog (i). ocağın demir ayaklığı. fire drill yangından kaçma talimi. fireeater (i). ateş yutan hokkabaz; kavgacı kimse. fire engine itfaiye arabası; yangın tulumbası. fire escape yangın merdiveni. fire extinguisher yangın söndürme aleti. firefighter (i). itfaiyeci. firefly (i). ateşböceği. fire hazard yangın tehlikesi çok olan yer. fire hydrant yangın söndürme musluğu. fire insurance yangın sigortası. fire irons maşa ile kürek ve kömür karıştıracak demirden ibaret ocak takımı. firelight (i). alev ışığı. firelock (i). eski tip bir tüfek. fireman (i). itfaiye neferi; ateşçi. visiting fireman (A.B.D)., (k).dili ağırlanacak misafir. fire marshall yangın tehlikesine karşı binaları kontrol eden görevli. fireplace (i). şömine, ocak. fireplug (i). yangın musluğu. fire power (ask). ateş kudreti. fireproof (s). yanmaz, ateş geçmez. fire sale (A.B.D). yangında hasar gören malın tenzilâtlı satışı. fire screen ocak önüne konulan perde; ateş siperi. fire ship yakılarak düşman gemileri arasına salıverilen gemi. fireside (i). ocak başı: ev, yurt. firethorn (i). ateş dikeni. fire tongs iri ateş maşası. fire tower yangın kulesi. firetrap (i). yangın tehlikesi karşısında kolay kaçılamayan bina. fire wall yangın duvarı, yangının sirayet etmesine engel olmak için yapılan duvar. firewarden (i). yangından korunma veya yangın söndürme işlerine nezaret eden kimse, yangın bekçisi. firewater (i). viski fireweed (i). yangın yerlerinde çabuk biten birkaç çeşit ot, yakıotu, (bot). Epilobium angustifolium. firewood (i). odun. fireworks (i). donanma fişekleri. fire worship ateşe tapma, ateşperestlik. fire worshipper ateşperest, Mecusi. a running fire yaylım ateşi. between two fires iki ateş arasında. catch fire tutuşmak, ateş almak. cease fire ateş kesmek. go through fire and water bütün tehlikeleri göze almak. hang fire muallâkta olmak; geri kalmak. heap coals of fire on one's head iyilik ederek karşısındakini utandırmak. Iay a fire odunları çatıp ateş için hazırlamak. miss fire ateş almamak (silâh, bomba); başaramamak, isabet kaydedememek. on fire yanmakta; coşmuş. open fire atışa başlamak. play with fire ateşle oynamak, tehlikeli bir işe girişmek. set fire to ateşe vermek, tutuşturmak. set on fire yakmak; alevlendirmek, tahrik etmek, kışkırtmak, gayret vermek. set the world on fire üstün derecede başarı kazanmak. strike fire kıvılcım saçmak; tepki yaratmak. St. Elmo's fire gemici nuru. under fire ateş altında. fireless (s). ateşsiz. fireless cooker sıcaklığı muhafaza eden tencere.

fire

(f). tutuşturmak, ateşe vermek, alevlendirmek; yakmak, pişirmek; canlandırmak, harekete geçirmek, gayrete getirmek, tahrik etmek; teşvik etmek; patlatmak, ateş etmek; atmak, püskürtmek; tutuşmak; silahla ateş etmek. fire a volley yaylım atesi açmak. Fire away! Haydi, başla! fire a broadside (den). borda ateşi etmek, geminin bir tarafındaki bütün toplarla birden ateş açmak. fire off pişirmeyi tamamlamak (tuğla, çanak); (k).dili hemen göndermek. fire up fayrap etmek; birdenbire kızmak, parlamak.

firing

(i). ateş etme; yakma. firing line (ask). ateş hattı. firing squad idam mahkumunu kurşuna dizen asker bölüğü; ölü kimsenin mezarı başında saygı gösterisi olarak ateş eden asker bölüğü.

firkin

(i). ufak yağ fıçısı; bir ingiliz sıvı ölçü birimi (bir varilin dörtte biri oylumunda).

firm

(s)., (f). pek, katı, sert, pekişmiş, sıkı; sabit, metin, dönmez; (f)., (gen). up ile sabit kılmak, pekiştirmek, sağlamlaştırmak. firm order (tic). kesin sipariş. firmly (z). metanetle, katiyetle, sebatla, kuvvetle. firmness (i). metanet sebatlılık.

firm

(i). şirket, firma, ticarethane. firm name firma adı.

firmament

(i). sema, gök kubbe, asuman.

firman

(i). ferman.

first

(s)., (i)., (z). ilk, birinci, baş, en büyuk; (i). başlangıç; baş yer, birincilik; (müz). en tiz ses; birinci mal; ayın ilk günü; (z). evvelâ, ilk önce, başta, en ileride; ilk defa olarak; ondan evvel. firsts (i). en iyi kalite eşya. first edition ilk baskı. first aid (tıb). ilk yardım. first aidedecamp baş yaver. first and foremost ilk önce, en başta. first and last ilk ve son, her şeyi hesaba katarak, umumiyet itibariyle. firstborn (i).,(s). ilk çocuk; (s). ilk doğan. first base başarının başlangıcı. First Cause ilk neden, Cenabı Hak. first class (s)., (z). birinci sınıfa ait; birinci sınıftan, mükemmel, âIâ; adi mektup cinsinden; (z). birinci mevki ile. first cost maliyet fiyatı. First Day pazar günü. firstday cover ilk gün satışa çıkarılan yeni pulla pullanmış zarf. first floor zemin kat; (ing). birinci kat. first form (bak). form. first fruits ilk sonuç, ilk hasılât. firsthand (z)., (s). doğrudan doğruya, vasıtasız olarak, aracı olmadan; (s). dolaysız. first lady cumhurbaşkanının karısı. first lieutenant (ask). üsteğmen. first mate (den). kaptan yardımcısı. first mortgage ipotek, birinci derecede ipotek. first name isim, ad. first night gala temsili, açılış gecesi. first offender ilk defa sabıkalı olan kimse. first person birinci tekil veya çoğul şahıs (ben, biz). first or last er geç. first papers (A.B.D). vatandaşlığa kabul için yapılan ilk müracaat. firstrate (s). mükemmel, birinci sınıf. first water en yüksek kalite (mücevher). at first ilk önce, evvelce. from the first baştan itibaren. the first two baştan itibaren ilk ikisi, birinci gelen iki (kimse veya şey).

firstling

(i). ilk sonuç; ilk doğan çocuk.

firstly

(z). evvela, ilk olarak, ilkin.

firth

(i). (iskoçya'da) haliç, nehir ağzı olan uzun ve dar körfez.

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş

Taksit seçeneklerini ödeme sayfamızda görebilirsiniz.

ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL