NE ARAMIŞTINIZ?

The picnic

İngilizce hikayeler bölümümüzün bu sayfasında,  George ve Mildred piknik yapmaya gidiyorlar
 
ingilizce hikayeler | piknik - the picnic
 
 
George:    Let’s stop here, Mildred. This  looks like a good place for a picnic.
George:     Burada duralım Mildred. Burası piknik için iyi bir yer gibi gözüküyor.
    
Mildred:    Yes, there’s certainly a nice view. Let’s go and sit by that waterfall over there!
Mildred:    Evet, kesinlikle hoş bir manzarası var. Hadi, gidelim ve oradaki şelalenin yanında oturalım!

George:    Right, Mildred, you sit there by that tree, I just want to take a photo of you with the waterfall in.
George:    Tamam, Mildred, oraya şu ağacın yanına otur. Senin, şelalenin yanında bir fotoğrafını çekmek istiyorum.

Mildred:    You go ahead, I’m starving, I’m going to start on the sandwiches right now!
Mildred:    Sen devam et. Ben açım. Şimdi sandviçlerle başlayacağım.

George:    I’m going over to the edge of the hill to get a photo of the valley and the mountain behind.
George:    Vadinin ve arkasındaki dağın fotoğrafını çekmek için bu tepenin yanına gidiyorum.

Mildred:    My God, what’s that smell? It’s disgusting! I feel sick, I can’t eat the sandwiches. Where’s it coming from?
Mildred:    Tanrım, o koku ne? Berbat bir şey! Midem bulanıyor, sandviçleri yiyemiyorum. O, nereden geliyor?

George:    From over here. I think, there’s a pile of old food tins and rotten vegetables just below where I’m standing.
George:    Buradan zannediyorum. Durduğum yerin tam aşağısında konserve kutuları ve bozulmuş sebzelerden oluşan bir yığın var.

Mildred:    Thanks for telling me, I’ll enjoy my sandwiches even more now!
Mildred:    Bana söylediğin için teşekkürler, şimdi sandviçlerimden eskisinden de fazla zevk alacağım!

George:    Sorry dear, I didn’t know there’d be a rubbish dump in such a beautiful place, people are disgusting!
George:    Özür dilerim sevgilim. Böyle güzel bir yerde bir çöplüğün olabileceğini düşünmedim, insanlar çok berbat!

Mildred:      It smells so terrible! I think I’m going to be sick!
Mildred:    Kokuyor! Zannediyorum kusacağım.

George:    Well, that’s ruined my photograph!
George:    Güzel, bu benim fotoğrafımı berbat etti!

Mildred:    What about my lunch! I’m going to have a shot of whisky phew I need it! That smell!

George:    O.K. Let’s go somewhere else.
George:    Tamam, hadi başka bir yere gidelim.

Mildred:    Not before time!
Mildred:    Biran önce!

George:    Those sandwiches were good, Mildred. Let’s have some coffee. Here’s no smell aaaaaaagh!
George:    Bu sandviçler çok güzeldi Mildred. Hadi biraz kahve içelim.
    
George:    What’s the matter, Mildred?
George:    Ne oldu Mildred?

Mildred:    Christ! I’ve been sitting on an ant’s nest. They’re crawling all over me and biting me!
Mildred:    Tanrım! Karınca yuvasının üstünde oturuyormuşum. Onlar, üstüme çıkıyorlar ve beni ısırıyorlar!

George:    Bad luck! Quickly let me pour some whisky over you! I read in a book that ants hate alcohol!
George:    Kötü şans! Hemen üstüne viski dökeyim, izin ver! Karıncaların alkolden nefret ettiğini okumuştum!

Mildred:    No, you don’t, George! I think I’ve got most of them off now. God, I’m covered with bites! You do pick good places to picnic in George, don’t you?
Mildred:    Hayır George! Zannetmiyorum, şimdi çoğundan kurtuldum. Tanrım, böcek ısırmalarıyla kaplandım! Piknik için güzel yerler buluyorsun George, değil mi?

George:    I didn’t ask you to sit on that anthill!
George:    O, karınca yuvasına otur diye ben söylemedim!

Mildred:    Well, you could have told me it was an anthill!
Mildred:    Onun bir karınca tepeciği olduğunu söyleyebilirdin!

George:      I’m sorry, I didn’t see any ants. Hey, I’m going for a walk. On the map it says there’s an old mine near here.
George:    Özür dilerim, hiç karınca görmedim. Hey, ben yürüyüşe çıkıyorum. Haritada, yakında eski bir madenin olduğu gözüküyor.

Mildred:    Be careful George, those old mines are dangerous. Don’t go into the tunnels.
Mildred:    Dikkatli ol George, o eski madenler tehlikelidir. Tünellerin içine gitme.

George:    No, I won’t, I’ll be O.K. Aaaaaaaah! Help! Mildred! Get me out!
George:    Hayır, gitmeyeceğim. İyiyim. Aaaaaaah! Yardım! Yardım! Mildred! Beni dışarı çıkar!

Mildred:    George! George! Where are you?
Mildred:    George! George! Neredesin?
   
George:     Over here!
George:    Burada!
   
Mildred:    Where? I can’t see you!
Mildred:    Nerede? Seni göremiyorum!
    
George:    Here! Here! You’re very near!
George:    Burada! Burada! Sen yakındasın!

Mildred:    Christ! George! What’re you doing down in that hoel?
Mildred:    Tanrım! George! O deliğin içinde ne yapıyorsun?

George:    What do you think I’m doing down here? Having a cocktail party all by myself? I fell down, didn’t I?
George:    Burada ne yaptığımı zannediyorsun? Kendi kendime kokteyl parti mi veriyorum? Düştüm değil mi?

Mildred:    But didn’t you see the hole?   
Mildred:    Fakat, o deliği görmedin mi?

George:    It wasn’t there before I fell into it. At least I couldn’t see it. Help get me out. There’s some rope in the car.
George:    Ben düşmeden önce o orada değildi. En azından onu görmedim. Dışarı çıkmama yardım et. Arabada bir parça ip var.

Mildred:    I warned you about going near that old mine. Now where are you going?
Mildred:    Eski madene gitmek için seni uyarmıştım. Şimdi nereye gidiyorsun?

George:    I’m going for a short walk, not near the mines dear, don’t worry!
George:    Kısa bir yürüyüşe gidiyorum. Endişelenme! Madenlerin yanına değil.

Mildred:    Shall I call the helicopters in now to look for you? Or later?
Mildred:    Seni aramak için helikopterleri şimdi mi çağırayım? Sonra mı?

George:    Look, what I’ve found! Some honey!
George:    Bak! Ne buldum. Biraz bal!

Mildred:    Where did you get it?
Mildred:    Nereden aldın?

George:    here’s an old bees nest in a dead tree near the wood over there!
George:    Orada korunun yanında ölü bir ağaçta eski bir kovan var!

Mildred:    Weren’t there any bees? Didn’t you get stung?
Mildred:    Arılar yok muydu? Hiç sokulmadın mı?

George:    I didn’t see any near the nest.
George    Kovanın yanında hiç arı görmedim.

Mildred:    Listen! What’s that noise?
Mildred:    Dinle! Bu ses nedir?

George    Oh, no, its the bees they’re after me! The bees are coming! The bees are coming!
George:    Oh, hayır, arılar, onlar benim peşimde! Arılar geliyor! Arılar geliyor!

Mildred:    Quick! Let’s get to the car before they get to us.
Mildred:    Çabuk! Onlar gelmeden önce arabaya gidelim.

George:    Quick! Close your window! They’re trying to come in. Let’s get out of here fast.
George:    Çabuk! Pencereni kapa! İçeri girmeye çalışıyorlar. Hadi çabuk buradan gidelim.

Mildred:    Well, I didn’t enjoy that picnic at all George, why did you have to go and stir up those bees?
Mildred:    Piknikten hiç hoşlanmadım George. Neden gidip, arıları rahatsız etmek zorunda kaldın?

George:    Well, I got some honey didn’t I and the bees didn’t sting me, aaaaaaagh!
George:    Tamam, biraz bal aldım değil mi, ve arılar beni sokmadı, aaaaaaah!

Mildred:    George! George! What’s the matter?
Mildred:    George! George! Ne var?

George:    There’s a bee in my trousers. It’s just stung me. Quick I’ve got to stop the car and take my trousers off.
George:    Pantolonumun içinde bir arı var. Beni soktu. Çabuk! Arabayı durdurup, pantolonumu çıkarmalıyım.

Mildred:    Well, hurry up and make sure no one sees you. I wish we’d stayed at home, could have had a nice cup of tea in front of the television!
Mildred:    Oldu, çabuk ol, kimsenin seni görmediğine emin ol. Keşke evde kalsaydık. Televizyonun karşısında güzel bir bardak çay içerdik!

 

Faydalı olabilecek diğer bazı konu başlıklarımız

Yorum Yazabilirsiniz

Lütfen değerlendirmenizi yapınız!

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL