NE ARAMIŞTINIZ?

George & Mildred go camping

İngilizce hikayeler bölümümüzün bu sayfasında, kahramanlarımız George ve Mildred kampa giderler.
 
ingilizce hikayeler | George & Mildred go camping - George ve Mildred kampa giderler
 
 
George:    Well, here we are Mildred, isn’t this lovely? Peace and quiet, beautiful countryside. Green grass, mountains, nature. It feels good to be alive.
George:    İşte buradayız. Mildred ne hoş değil mi? Huzurlu, sessiz ve güzel kır. Yeşil çimenler, dağlar ve doğa. Yaşamak ne güzel!
   
Mildred:    I’d feel better if I hadn’t heard the weather forecast, the man on the television said there was going to be terrible thunderstorms and it was going to hail!
Mildred:    Hava durumunu duymamış olsaydım ben de kendimi iyi hissedecektim. Televizyondaki adam müthiş gök gürültülü fırtınaların geleceğini ve dolu yağacağını söyledi.
    
George:    Nonsense! You don’t believe weather forecasts, do you? I never believe weather forecasts. If they say it’s going to rain the sun shines, if they say it’s going to be hot and sunny it snows!
George    Saçma! Hava durumlarına inanmıyorsun değil mi? Ben hiç inanmam. Yağmur yağacak dediklerinde güneş parıldar, sıcak ve güneşli olacak dediklerinde kar yağar!
    
Mildred:    So you go and choose to go camping on a day with the worst possible weather forecast! Honestly, George you’re impossible!
Mildred:    Bu yüzden gittin ve kamp için en kötü hava durumlu günü seçtin! Gerçekten George tahammül edilmez bir adamsın!
    
George:      But, look, it’s sunny now! There isn’t a cloud in the sky!
George:    Fakat, bak şu anda güneşli!. Gökte bir tek bulut yok!
    
Mildred:    Yes, but you know as well as I do what the English weather is like. One minute, you can be sunbathing in your swimming trunks. And the next minute, it’s pouring with rain!
Mildred:    Fakat İngiliz havasını sen de benim kadar biliyorsun. Bir an mayonla güneşlenebilirsin diğer bir dakika bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordur!
    
George:    Anyway, what does it matter if it rains? We’ve got our waterproof tent.
George:    Neyse, yağmur yağarsa ne farkeder? Bizim su geçirmeyen çadırımız var.
    
Mildred:    Oh that! Did you waterproof it yourself?
Mildred:    Oh! Onu sen mi su geçirmez yaptın?
    
George:    Yes, I did what they told me in the camping shop. I put paraffin all over the tent. They told me that would keep the rain out.
George:    Evet, ben yaptım, kamping dükkanında anlattıklarıyla. Bütün çadırın üstüne parafin koydum. Onun yağmurdan koruyacağını söylediler.
    
Mildred:    O.K. Let’s get on with it and put the tent up!
Mildred:    Peki, gel şimdi çadırı kuralım.
    
George:    There you are! Doesn’t it look nice!
George:      İşte oldu! Güzel görünmüyor mu?
    
Mildred:    It certainly looks all right. But it smells horrible. It’s that paraffin you poured over it. It stinks! I’m not sleeping in it. It’s dangerous.
Mildred:    Gerçekten çok iyi gözüküyor, fakat korkunç kokuyor. Bu da onun üstüne döktüğün parafin yüzünden. Çok kötü kokuyor! Ben içinde yatmayacağım. Tehlikeli.
    
George:    Nonsense! To live in nature, you have to be tough, get used to living rough. The smell of paraffin never hurt anybody!
George:    Saçma! Doğada yaşamak için dayanıklı olmalısın ve zor yaşama alışmalısın. Parafin kokusu hiç kimseyi incitmez!
    
Mildred:    I’m not sleeping in that tent! And that’s final! I’m sleeping in the car!
Mildred:    O çadırda yatmayacağım! Bu son! Arabada uyuyacağım!
    
George:    Oh, all right, all right. You sleep in the car then. I’ll sleep in the te
George:    Peki, peki, sen arabada uyu öyleyse, ben çadırda uyuyacağım.
    
Mildred:    I’m hungry. What about cooking some supper?
Mildred:    Açım. Akşam yemeği pişirmeye ne dersin?
    
George:    No, problem. There’s a stream over there, so we’ve got freshwater and there’s plenty of wood to make a fire.
George:    Problem değil. Orada küçük bir dere var, iyi suyumuzu alabiliriz, ateş yakmak içinse çok odun var.
    
Mildred:    George, I can’t find the matches! How are we going to light the fire
Mildred:    George, kibritleri bulamıyorum! Ateş nasıl yakacağız?
    
George:    I know. I read in a book that millions of years ago when people lived in caves, they used to strike two stones together to make fire.
George:    Biliyorum, milyonlarca yıl önce insanlar mağarada yaşadıklarında ateş yakmak için iki taşı birbirine sürttüklerini okumuştum.
    
Mildred:    Where are you going to get the stones from.
Mildred:    Peki, taşları nereden alacaksın?
    
George:    Over there in the stream.
George:    Oradan, dereden.
    
Mildred:    And what about paper? You need paper to light a fire and we didn’t even bring a newspaper!
Mildred:    Peki kağıt? Ateş yakmak için kağıda ihtiyacın var ve biz, bir gazete bile getirmedik!
  
George:    Don’t worry I know what to do, we’ll use dry leaves to start the fire! You see mother nature provides everything for people who live the healthy outdoor life!
George:    Endişelenme, ne yapacağımızı biliyorum, ateşi yakmak için kuru yapraklar kullanacağız! Görüyorsun, tabiat ana, dışarıda sağlıklı yaşayan insanlara herşeyi sunuyor!
   
Mildred:    Well, hurry up then and get a fire started! Don’t just stand there talking about it! George, George, you’re making so much smoke, my eyes are stinging and my clothes smell very bad!
Mildred:    Tamam, acele et ve ateşi yak! Sadece konuşup durma! George, George çok kötü duman yapıyorsun, gözlerim yanıyor ve elbiselerim çok fena kokuyor!
    
George:    I can’t get the fire to start. The leaves are damp.    
George:    Ateşi yakamıyorum.
    
Mildred:    Let’s eat those sandwiches I made this morning. I left them over there in the bag by that tree. Oh, no! George! Look a cow’s eating them. Go away! Shoo! You dirty cow! How dare you eat my sandwiches!
Mildred:    Unut ateşi o zaman. Gel de bu sabah yaptığım sandviçleri yiyelim. Onları orada, şu ağacın yanındaki çantada bıraktım. Hayır, George. Bak bir inek onları yiyor. Defol! Seni pis inek! Benim sandviçlerimi yemeye nasıl cesaret edersin.
    
George:      Are there any left?
George:    Hiç kaldı mı?
    
Mildred:      No, they’re all spoilt! The cow has stood on them.
Mildred:    Hayır, hepsi mahvolmuş. İnek onların üstüne basmış.
    
George:    Oh dear. Well I’ve got some chocolate in the car and there’s some tea.
George:    Oh, sevgilim. Arabada biraz çikolata ve biraz çay var.
    
Mildred:    George!
Mildred:    George!
   
George:      Yes, dear
George:    Evet, sevgilim.
    
Mildred:    Do you realise we’re camping in a field of  cows? If the farmer sees us he’ll be really angry!
Mildred:    İneklerin otlağında kamp yaptığımızı biliyor musun? Eğer çiftçi bizi görürse gerçekten çok kızacak!
    
George:    That’s funny! I didn’t see any cows when we first came here. They must have come from another field.
George:    Çok saçma! Buraya ilk geldiğimizde hiç inek görmedim. Başka bir tarladan gelmiş olmalılar.
    
Mildred:    They probably came when they saw us, may be they thought we could give them something to eat!
Mildred:    Belki de bizi gördüklerinde geldiler, belki de onlara yemek için birşeyler vereceğimizi düşündüler!
    
George:    We did, your sandwiches!
George:    Verdik, senin sandviçlerini!
 
Mildred:    Honestly George, we could have spent a nice comfortable weekend at home, watching television.
Mildred:    Doğrusu George, evde televizyon seyrederek rahat hoş bir hafta sonu geçirebilirdik.
    
George:    You’re right dear, I’m sorry!
George:    Haklısın sevgilim, üzgünüm!
 
    Mildred:    Oh my God, look, here comes the farmer. He’s got a shotgun and he doesn’t look too happy.
Mildred:    Oh Tanrım, bak çiftçi geliyor. Silahı var ve pek mutlu gözükmüyor.
    
George:    You’re right dear! Let’s get out of here as fast as we can! I’m never, ever going camping again, I hate it!
George:    Haklısın sevgilim! Gel buradan olabildiğimizce çabuk çıkalım. Bir daha hiçbir zaman kamp yapmayacağım. Nefret ediyorum!
 

Yorum Yazabilirsiniz

Lütfen değerlendirmenizi yapınız!

Alışveriş Sepetiniz

Sepetiniz henüz boş
ALIŞVERİŞE DEVAM ET

HESABINIZA GİRİŞ YAPIN

Parolanızı mı unuttunuz?
ÜYE DEĞİLSENÜYE OL